<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>hemzemin.net</title>
		<link>http://hemzemin.net/</link>
		<description>felsefe forumu, sanat forumu , edebiyat forumu, siyaset forumu, bilim forumu, yaşam forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 00:09:43 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://hemzemin.net/images/misc/rss.png</url>
			<title>hemzemin.net</title>
			<link>http://hemzemin.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Vicdan ile ret (Yıldırım Tü</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2776-Vicdan-ile-ret-%28Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-T%C3%BC?goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 21:27:22 GMT</pubDate>
			<description>04.09.2010 RADİKAL  - YILDIRIM TÜRKER- 
Vicdan ile ret 
Resim: http://i.radikal.com.tr/Yazar81x100/2008/08/28/29.Jpg  
“Devletlerin ve düşmanlarının durmadan artan zulmü tebalarından öyle maddi ve manevi fedakarlıklar talep etme noktasına geldi ki artık herkes durup bir düşünmeli: Nelerden feragat edebilirim? Hem ne adına edeceğim? Bu fedakarlıklar benden Devlet adına bekleniyor. Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.” 
Bu cümlelerin yazarı Tolstoy, 19. yüzyıl sonunda dünyanın ufkuydu. Her milleten herkesin vicdani ret ilanı sonucu dünyanın mutlak barışa kavuşabileceğine inanıyordu. 
Ardımızda bıraktığımız yüz yıl boyunca bu ufkun usul usul karartılmış olduğunu görüyoruz. Vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin ne kadar normalleşmiş olduğunu yadırgamıyoruz bile.  
Aklın geniş soluklu siyasetten geçtiği, aklın hamle anlamına, strateji anlamına geldiği bir iklimin oluşmasını elbette kapitalizme borçluyuz. 
Asal soruların fantezi kabul edildiği, akılla duygunun farklı masalara yatırıldığı, kirişlerin putrellerin bize yaşama alanı bırakmadığı bir dünya inşaatı. Güvenlik paranoyası ile güvenlik altında tutulacak bir hayat bırakılmıyor. 
Zorunlu askerlik Tolstoy’un yüz yıl önce görmüş olduğu gibi insanın, vatandaşın bir rehin olarak tanımlandığı ve üstelik bunu sorgulamaktan bile çekindiği bir kurum. 
 Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>04.09.2010 RADİKAL  - YILDIRIM TÜRKER-<br />
Vicdan ile ret<br />
<img src="http://i.radikal.com.tr/Yazar81x100/2008/08/28/29.Jpg" border="0" alt="" /><br />
“Devletlerin ve düşmanlarının durmadan artan zulmü tebalarından öyle maddi ve manevi fedakarlıklar talep etme noktasına geldi ki artık herkes durup bir düşünmeli: Nelerden feragat edebilirim? Hem ne adına edeceğim? Bu fedakarlıklar benden Devlet adına bekleniyor. Devlet adına bir insan için değerli olan her şeyden, ailemden, güvencemden, huzurlu bir hayattan ve kendime olan saygımdan vazgeçmem bekleniyor.”<br />
Bu cümlelerin yazarı Tolstoy, 19. yüzyıl sonunda dünyanın ufkuydu. Her milleten herkesin vicdani ret ilanı sonucu dünyanın mutlak barışa kavuşabileceğine inanıyordu.<br />
Ardımızda bıraktığımız yüz yıl boyunca bu ufkun usul usul karartılmış olduğunu görüyoruz. Vatan uğruna, devlet adına cinayet işlemenin ne kadar normalleşmiş olduğunu yadırgamıyoruz bile. <br />
Aklın geniş soluklu siyasetten geçtiği, aklın hamle anlamına, strateji anlamına geldiği bir iklimin oluşmasını elbette kapitalizme borçluyuz.<br />
Asal soruların fantezi kabul edildiği, akılla duygunun farklı masalara yatırıldığı, kirişlerin putrellerin bize yaşama alanı bırakmadığı bir dünya inşaatı. Güvenlik paranoyası ile güvenlik altında tutulacak bir hayat bırakılmıyor.<br />
Zorunlu askerlik Tolstoy’un yüz yıl önce görmüş olduğu gibi insanın, vatandaşın bir rehin olarak tanımlandığı ve üstelik bunu sorgulamaktan bile çekindiği bir kurum.<br />
 Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla yüzleşmesinde onu aklıselim diye dayatılan toplumsal zapturapt aygıtına karşı kışkırtandır. Yalnızca vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyenler, iyice yalıtılmış, dünyanın ses geçirmeyen kıyısında bırakılır. Vicdani retçilerin, yani askerlik yapmayı reddedenlerin yıllar önce başlatmış olduğu mücadele karşısında basın-yayın organlarının kör-sağır-dilsiz kalması, tam da bunun aleni örneğidir.<br />
Vicdani reddin kökleri ta ortaçağın feodal beyliklerine gidiyor. Ama ilk vicdani retçi diyebileceklerimiz, 18. yüzyıl İngiltere’sinde dini inançlarına aykırı buldukları için şiddet kullanmayı, vergi vermeyi ve askere gitmeyi reddeden Quaker tarikatı üyeleri. Yirminci yüzyılda yine İngiltere’de binlerce kişi 1. Dünya savaşı sırasında askere yazılmayı reddediyor. Üç bin kişi hapsi boyluyor. İngiliz retçileri, 1921 yılında Uluslararası Savaş Karşıtları örgütünü (WRI) kuruyor.<br />
Şanlı 68 sonrası Vicdani Ret hareketi Avrupa’nın dilini değiştirdi. Avrupa devletleri 70’li yıllarda bu hakkı tanımaya başladı. Sivil hizmet zorunluluğu gündeme geldi. Silahı reddedenlere hastane, okul gibi çeşitli sosyal birimlerde hizmet hakkı tanındı. Devletin birey üstündeki hiçbir tasarrufunu kabul etmeyen total retçilerse her tür zorunlu hizmete karşı mücadelelerini sürdürüyorlar.<br />
Türkiye, ilk vicdani retçileriyle 1990 yılında tanıştı. Tayfun Gönül ve Vedat Zencir, dönemin Sokak dergisindeki  (editörü Tuğrul Eryılmaz’dı) kampanyayla askerliği reddettiklerini duyurdular. 1992’nin  Aralık ayında İzmir’de Savaş karşıtları Derneği kuruldu. 16 Ocak 1993’de 6 kişi askerlik yapmayı reddettiğini açıkladı. Yine 93’de İstanbul Savaş karşıtları derneği kuruldu. 8 Aralık 1993’te HBB’de yayınlanan Anten programı ilk olarak kamuoyunun ilgisinin vicdani retçilere yönelmesini sağladı. Programın yapımcısı ve muhabiri, Savaş Karşıtları Derneği başkanı Aytek Özel ve vicdani retçi Menderes Meletli ile yaptıkları röportaj nedeniyle Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in emriyle tutuklanıp askeri mahkemece yargılandılar. Özel ve Meletli içinse tutuklama emri çıkarıldı.<br />
Günümüze dek vicdani reddini açıklayanların sayısı arttıkça arttı. Hapisanelerde dayak yediler, asker devletimizin binbir işkencesinden geçtiler.<br />
Yılmadılar.<br />
“Ve hiç bitmeyecek reddedenler” diye haykırıyorlar hala, anti-militarist oluşumlar.<br />
Ben de işte şu bahçede tekrarlıyorum:<br />
Gün gelecek, insanlık tarihinin yeniden yazımında kahramanlıklarıyla göğsümüzü kabartanlar; arkalarına adsız şehitlerin dev gölgesini almış, savaşlarda kazandıkları madalyalarla göğüsleri süslü, omuzları apoletlerle ağırlaşmış  muzafferler olmayacak. Tarihin şu insana dar gelen loş döneminde her şeyi göze alarak vicdani ret hakkını savunan; direnişleriyle insana ve vicdana selam yollayanlar olacak.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/25-Siyaset-Felsefesi">Siyaset Felsefesi</category>
			<dc:creator>amargi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2776-Vicdan-ile-ret-%28Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-T%C3%BC</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Misket,Bilye-Bilya,Kavcik ...</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2775-Misket-Bilye-Bilya-Kavcik-...?goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 04:18:37 GMT</pubDate>
			<description>ah be ne günlerdi öyle ... cebimde misketler ... 
 
acaip seviyodum bilyelerimle oynamayi ... hemde süper oynuyodum .. rahat bi 5 metreden falan isabetli atislar yapabiliyodum, hemde havadan kavisli sekilde ... 
 
simdi nerede o koordinasyon kondisyon .... 
 
ve hatta bir seferinde 50 bilye kaybedip gidip evden son 30 tanemi daha getirip, öte mahallenin cocuklarindan tek kerede binden fazla bilye kopardiydim ... sonrada onlari serpme seklinde mahallenin cocuklarina dagittiydim ... 
 
gecin lan bi su tarafa,ben atcam kim ne toplarsa ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>ah be ne günlerdi öyle ... cebimde misketler ...<br />
<br />
acaip seviyodum bilyelerimle oynamayi ... hemde süper oynuyodum .. rahat bi 5 metreden falan isabetli atislar yapabiliyodum, hemde havadan kavisli sekilde ...<br />
<br />
simdi nerede o koordinasyon kondisyon ....<br />
<br />
ve hatta bir seferinde 50 bilye kaybedip gidip evden son 30 tanemi daha getirip, öte mahallenin cocuklarindan tek kerede binden fazla bilye kopardiydim ... sonrada onlari serpme seklinde mahallenin cocuklarina dagittiydim ...<br />
<br />
gecin lan bi su tarafa,ben atcam kim ne toplarsa ...<br />
<br />
<br />
hurraaaaaa ....</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/22-%C4%B0nsan">İnsan</category>
			<dc:creator>HiS</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2775-Misket-Bilye-Bilya-Kavcik-...</guid>
		</item>
		<item>
			<title>özlü sözünüz</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2774-%C3%B6zl%C3%BC-s%C3%B6z%C3%BCn%C3%BCz?goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 18:48:52 GMT</pubDate>
			<description>Yeni bir oyun aklıma geldi bugün. Oyunun amacı yukarıda yazan özlü sözden çağrışım yoluyla özlü söz üretmek. Basit gibi ama neler çıkacak kim bilir:P 
 
İşte özlü sözünüz:) 
 
“maymun iştahı kadar muz yer.”</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yeni bir oyun aklıma geldi bugün. Oyunun amacı yukarıda yazan özlü sözden çağrışım yoluyla özlü söz üretmek. Basit gibi ama neler çıkacak kim bilir:P<br />
<br />
İşte özlü sözünüz:)<br />
<br />
“maymun iştahı kadar muz yer.”</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/64-Serbest-B%C3%B6lge">Serbest Bölge</category>
			<dc:creator><![CDATA[yürek&black]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2774-%C3%B6zl%C3%BC-s%C3%B6z%C3%BCn%C3%BCz</guid>
		</item>
		<item>
			<title>mutluluk, acının takipçisi midir?</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2773-mutluluk-ac%C4%B1n%C4%B1n-takip%C3%A7isi-midir?goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 18:33:09 GMT</pubDate>
			<description>Başladığın işin sonunu getirmek ne kadar zordur bazen. Fiziksel olarak sınırları zorladığınız işler, kafa patlatıp içinden çıkamadığınız problemler bitmeyi ve çözümlenmeyi bekliyor. Her yarım bıraktığımız, kişiliğimizi de yarım bırakıyor gibi sanki.  
 
Bu dünyada zoru başaran kazanıyor. Diyeceksiniz ki zor görecelidir basite indirgeyemezsin bu şekilde. Doğrudur indirgeyemem. Fakat yapılan işin bitirilmesi ve en iyisinin yapılması çoğu zaman zordur; ama az ama çok zorluk hep vardır.  
 
Ciğerlerinizi kaslarınızı zorlarsınız. Acıyı hissedersiniz. Ölüm bile gelir aklınıza. İşi yarım bırakıp gittiğiniz anda, yaşam mutluluktan çok uzakta bir noktadadır sizin için artık. Karşımıza çıkan problemlerimiz, bizim mutluluk şansımızdır bir bakıma. Engelleri aşan insan yaşıyor demektir. Acıdan korkarız,istemeyiz onu hayatımızda. Hatta bu yazılanı okurken bile düşünceyi taktir ederiz; fakat acıyı yine de istemeyiz.  
 
Aşk acısı, kayıp acısı, kas acısı, ayrılık acısı, yara acısı,biber acısı… diye gider bu. 
Acının bitiminden hemen sonra mutluluğun gelmesi ne gariptir değil mi?  
Hele bilinçli yaşadığınız, bir amaç uğruna çekilen acı, o an ne kadar acı gelse de bitirdiğiniz zaman ne tatlıdır:)</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Başladığın işin sonunu getirmek ne kadar zordur bazen. Fiziksel olarak sınırları zorladığınız işler, kafa patlatıp içinden çıkamadığınız problemler bitmeyi ve çözümlenmeyi bekliyor. Her yarım bıraktığımız, kişiliğimizi de yarım bırakıyor gibi sanki. <br />
<br />
Bu dünyada zoru başaran kazanıyor. Diyeceksiniz ki zor görecelidir basite indirgeyemezsin bu şekilde. Doğrudur indirgeyemem. Fakat yapılan işin bitirilmesi ve en iyisinin yapılması çoğu zaman zordur; ama az ama çok zorluk hep vardır. <br />
<br />
Ciğerlerinizi kaslarınızı zorlarsınız. Acıyı hissedersiniz. Ölüm bile gelir aklınıza. İşi yarım bırakıp gittiğiniz anda, yaşam mutluluktan çok uzakta bir noktadadır sizin için artık. Karşımıza çıkan problemlerimiz, bizim mutluluk şansımızdır bir bakıma. Engelleri aşan insan yaşıyor demektir. Acıdan korkarız,istemeyiz onu hayatımızda. Hatta bu yazılanı okurken bile düşünceyi taktir ederiz; fakat acıyı yine de istemeyiz. <br />
<br />
Aşk acısı, kayıp acısı, kas acısı, ayrılık acısı, yara acısı,biber acısı… diye gider bu.<br />
Acının bitiminden hemen sonra mutluluğun gelmesi ne gariptir değil mi? <br />
Hele bilinçli yaşadığınız, bir amaç uğruna çekilen acı, o an ne kadar acı gelse de bitirdiğiniz zaman ne tatlıdır:) <br />
<br />
Acı tanımamış olmamak, büyük bir acıdır  <br />
<br />
                                                                   Cicero<br />
<br />
Büyük insanlar şu dünyada büyük acılar çekmek zorundadırlar  <br />
<br />
                                                                Dostoyevski<br />
<br />
Diyeceksiniz ki “çekilen her acı mutluluk mu getirir?” <br />
<br />
Bilmem, getirir mi siz söyleyin:)</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/16-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler">Düşünceler</category>
			<dc:creator><![CDATA[yürek&black]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2773-mutluluk-ac%C4%B1n%C4%B1n-takip%C3%A7isi-midir</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[12 Eylül'ün sorumluları özür dilemeli mi?]]></title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2772-12-Eyl%C3%BCl-%C3%BCn-sorumlular%C4%B1-%C3%B6z%C3%BCr-dilemeli-mi?goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 14:01:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[12 Eylül'ü farklı biçimlerde yaşamış 100 farklı yazarından kaleme alınan "12 Eylül sabahı neredeydin" adlı kitabın yayınlanması dolayısıyla 12 Eylül'ün sorumlularını özür dilemeye çağıran bir kampanyayı hedefleyen bir tartışma başlatıldı. Kendiminde katıldığı feysbuktaki bu tartışmayı yararlı olur umuduyla buraya aktarıyorum.  
************************************************************* 
 
*Ö. A. * 
Kendi halkından özür dilemek bir erdemdir 
 
Ordusu olamayan bir devlet var mıdır, bilmiyorum. Dünya tarihinde var olan ve var olma mücadelesi veren her devletin ordusu var. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Dolayısıyla kuramsal olarak “orduya karşı/düşman olmak” bir ütopyadan öteye geçmez. Tüm devletler ordusuyla birlikte, belki de yüzyıllarca birlikte yaşayacaklar. Ancak silahları sürekli kendi halkına dönük bir “ordu” başka bir şeydir. 
 
Demokrasiyi hedefleyen modern, ciddi bir devlet olamadık maalesef. Tüm Anadolu halkının omuz verdiği, dünya tarihinin de onore ettiği bağımsızlık savaşımız sonrası, Osmanlı mirasçısı İttihatçıların yukarıdan aşağıya örgütlenmelerle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, 87 yıllık tarihi boyunca demokrasi ve modernleşmeyi birlikte beceremedi. Osmanlının son yüz elli yılında sıklıkla başvurulan darbecilik, cumhuriyetle birlikte gelenekselleşerek devam etti. İktidarı asla sivillere vermemeye karalı olan İttihatçı askeri bürokrasi, milyonlarca insanın yaşadığı ve dünyanın en eski uygarlıklarının yer aldığı coğrafyanın halklarını çadır devleti mantığıyla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>12 Eylül'ü farklı biçimlerde yaşamış 100 farklı yazarından kaleme alınan &quot;12 Eylül sabahı neredeydin&quot; adlı kitabın yayınlanması dolayısıyla 12 Eylül'ün sorumlularını özür dilemeye çağıran bir kampanyayı hedefleyen bir tartışma başlatıldı. Kendiminde katıldığı feysbuktaki bu tartışmayı yararlı olur umuduyla buraya aktarıyorum. <br />
**************************************************  ***********<br />
<br />
<b>Ö. A. </b><br />
Kendi halkından özür dilemek bir erdemdir<br />
<br />
Ordusu olamayan bir devlet var mıdır, bilmiyorum. Dünya tarihinde var olan ve var olma mücadelesi veren her devletin ordusu var. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Dolayısıyla kuramsal olarak “orduya karşı/düşman olmak” bir ütopyadan öteye geçmez. Tüm devletler ordusuyla birlikte, belki de yüzyıllarca birlikte yaşayacaklar. Ancak silahları sürekli kendi halkına dönük bir “ordu” başka bir şeydir.<br />
<br />
Demokrasiyi hedefleyen modern, ciddi bir devlet olamadık maalesef. Tüm Anadolu halkının omuz verdiği, dünya tarihinin de onore ettiği bağımsızlık savaşımız sonrası, Osmanlı mirasçısı İttihatçıların yukarıdan aşağıya örgütlenmelerle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, 87 yıllık tarihi boyunca demokrasi ve modernleşmeyi birlikte beceremedi. Osmanlının son yüz elli yılında sıklıkla başvurulan darbecilik, cumhuriyetle birlikte gelenekselleşerek devam etti. İktidarı asla sivillere vermemeye karalı olan İttihatçı askeri bürokrasi, milyonlarca insanın yaşadığı ve dünyanın en eski uygarlıklarının yer aldığı coğrafyanın halklarını çadır devleti mantığıyla yönetti. 87 yıllık süre içerisinde tek parti diktatörlüğü, sonrasında 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2000’li yıllardaki darbe, plan ve teşebbüsleri, Türkiye halkının yaşadığı dramatik tarihi süreci çok iyi özetlemektedir.<br />
<br />
Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti ordusu sürekli tartışma konusu haline geldi. Ordusu tartışılan bir devletin, giderek varlığı da tartışılır hale gelir ve bu en tehlikeli durumdur. Dolayısıyla, şimdi, orduyla birlikte hukuken nasıl yaşamamız gerektiğine dair taleplerimizi olabildiğince dile getirme ve belirleme zamanıdır. Ülkemizin siyasi-iktisadi geleceğine yönelik mücadelelerde haksız rekabetin önüne geçmek ve demokrasi dışı müdahaleleri engellemenin olmazsa olmaz koşulu bu olmalıdır.<br />
<br />
Öncelikle, 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasının tasarlayıcısı, müsebbibi olan ve “iktidarı” bugüne dek sarsılmaz konumda olan Genelkurmay’ın, son yıllarda en yetkili ağızları tarafından sözde dile getirilen “demokrasiye bağlılık” söylemleri gerçekliğe kavuşturulmalı, hukuken teminat altına alınmalıdır. O nedenle, 12 Eylül 1980’de TBMM’yi kapatıp yönetimi ele geçiren -silahlı bir kurum olan- Ordu/ Genelkurmay’ın geçmişe yönelik somut bir özeleştiri yapması gerekiyor. Kurumsal olarak yapılması gereken tarih özeleştirisi, en yüksek rütbeliden en düşük rütbeli askere kadar, Türkiye halkının tanıklığında yapılmalıdır. Beraberinde halkın önünde dilenecek bir özür, tüm geleceğimizi teminat altına almanın ilk adımı olacaktır. Sonrasında tüm askeri-sivil bürokrasi, hukukun, halkın, parlamentonun denetimini kabul ettiğini beyanla politik ilişkilerden tamamen uzaklaşmalıdır. Böylece, siyasi-iktisadi mücadele alanları iktidar partisi, iktidar için mücadele siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve halka bırakılmış olacaktır ki, doğrusu da budur.<br />
<br />
12 Eylüller ancak böylece son bulabilir ve geleceğimize umutla bakabiliriz.<br />
<br />
<b>I. C. Ö. </b><br />
bu bana naif gelen bir düşünce olarak geldi, ordu neden özür dilesin ki, hesap vermediği bir şeyden dolayı... ordu ve 12 eylül darbecileri öncelikle hesap varmelidir. kimden emir aldığı belli olan ordunun bu hesaplaşması sadece ülke ile sınırlı değildir, şerefe kadeh kaldıranlarda hesap vermelidir.... darbecileri kutsayanlarda hesap vermeldir... hesap verilmeyen özürü olmaz, sadece kandırmacaadan öteye bir şey ifade etmez... <br />
<br />
<b>M. Ş.</b> <br />
Bana acı dolu 115 günümü geri verebilirlermi...Sonrasında yaşadığım psikolojik travmalarımı unutturabilirler mi, manyetonun sesini, jopların şakırtısısnı ve feryatları pisliği, susuzluğu, iğrençlikleri aklımdan silebilirler mi? <br />
Ne özürü dostlar bunları yaşattıkları binlerce insana hesap vermeliler... Düzenlerini bozdukları, yaşamlarını yok ettikleri insanlar önünde cezalandırılmalılar... Ama bu AKP anayasası ile değil yatartılacak bir sivil dikta ile değil gerçek demokratik anayasa ile olmalı. Ama mutlaka olmalı...<br />
<br />
<b>C. C. </b><br />
İyi niyet ve hoşgörü gibi saygı duyulması gereken duygularla ifade ettiğinize inandığım görüşleriniz konu 12 Eylül olduğunda yalnızca duygularınızı anlayabilmeyi mümkün kılıyor benim için.Yok edilmiş hayatlar,o hayatların ardında bıraktıklarının cehenneme dönmüş yılları,yaşanmamış gençlikler,alt üst olmuş umutlar, duyarlı;bilgili;zeki kafalara indirilmiş balyozlar,herşeyden önemlisi ülkenin bugüne gelişine hazırladığı zemindir 12 Eylül. Geçmişimizi karartanlar şimdi 'pardon'diyerek geleceğimizi teminat altına almanın ilk adımını oluştaracaklar öyle mi?Bir saygısızlık yapmış olmamak için soruyorum, 'Allah razı olsun '?da demeli miyiz bu durumda?Kaldı ki ,ne bugün yaşananlar AKP iktidarına,Ne de 12 Eylül askere indirgenecek kadar basit süreçler değildir.12 Eylül'de acı çekenler de bugün yaşananlardan kaygı duyanlar da bu ülkeyi sevmeye,olmazsa olmaz tüm kurumlarıyla birlikte sahip çıkmaya devam edeceklerdir,etmektedirler,özür dilense de dilenmese de.Ancak,geciken adaletin ne kadar adalet olabileceğı bir yana, gerçekten hesap sorulabildiğini bilmek ve görmek geçmişin acılarını hafifletmese de,yitirilenleri geri getiremese de,genç kuşakların geleceğe umutla bakmasına yardımcı olacaktır.<br />
<br />
<b>E. S.</b> <br />
ilk olaraksevgili ömer aslan ordusu olmayan devlet neden ütopik olsun.google yazarsan hemen karşına çıkıyor. <br />
2. olarak devlet kavramı kapitalizme ait bir kavramdır. sayıları çok az olan kapitallerin elindeki servetlerini koruya bilmek içindir.bunuda leninin devlet ve devrim isimli kitabından yeterince detaylı olarak öğrenebiliriz.<br />
özür meselesine gelince ülkemizde yaşı otuzun altında olan kuşak(bende bu kuşaktayım)kenan evreni ressam dede olarak bilmekte.bence erdal erenin annesine gidip bir sorsak.özür yetmeyecektir 17 yaşındaki oğlunu darağacında kurban vermeye ve idam edilen diğer 49 kişi için.daha 100 lerce işkencede ölüm, intahar(resmi kayıtlara göre) vb durumlar için.ya o işkence tezgahlarından geçip hayattta kalmayı başabilmiş milyonlarca insan için. bu gün hala yurt dışında olanlar için hayır özür dilenmesini istemek basit kalır.söz konusu olan yok edilen bir kuşak.benden öceki yorumlardainsanlar kendi duygularını yazmıştı. bu bile bu insanların yaptıklarını hesabını vermeleri gerektiğini göstermek için yeterli. <br />
<br />
<b>A. Y.</b><br />
Sadece özeleştiri yapıp özür dileyecek olan ordu değil, hangi nedenle olursa olsun 12 eylül anayasasına evet diyen halkımızın %92 si de özür dilemelidir. Yoksa asker sivil darbeciler eksik olmaz ülkemizde.<br />
<br />
<b>Ö. A.</b> <br />
Özür dileme, yapılan hatanın telafisi, işlenen suçun affı gibi algılansa da, insanlığa karşı işlenmiş suçlar için af yolunu açmaz. Burada/yazıdaki kasıt kurumsal bir özürdür. Ve bunu şimdiki Genelkurmay Başkanı yapmalıdır.<br />
<br />
TSK kurum olarak 30 yıldır 12 Eylül konusunda herhangi bir özeleştiride bulunmadı. 30. yılda kendilerini bir özleştiriye davet etmek ve kurumumuz adına özür dilemelerini istemek hakkımızdır sanırım. Böylesi bir özür, geçmişte suç işleyenler hakkında dava açmaya engel değil, tam tersi hukukun önünü açar. Dolayısıyla, 12 Eylül darbecilerine hesap sorma süreci, kurumu da yanımıza katarak başlamış olur.<br />
<br />
Ayrıca, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı savı geçerli değildir. Anayasanın geçici 15. Maddesi kaldırıldığında (iç hukuk yolu açılmış olacak) tıpkı 1940'lı yıllarda suç işleyen Nazileri gibi, suçlular yargı önüne çıkarılabilir. Ulusal hukuk yolları bir şekilde kapatılsa da uluslararası hukuk yolları açık olacaktır. <br />
<br />
Bu konunun burada açık yüreklilikle tartışılması bile beni oldukça duygulandırıyor. En azından çocuğuma, çocuklarımıza hesabı sorulmamış, önüne gelenin darbe düşleyip, gerçekleştirdiği bir ülke bırakmayacağımıza dair umutlanıyorum. <br />
<br />
Düşüncelerini ifade edenlere şimdiden teşekkür ederim.<br />
<br />
Bu süreci mutlaka başlatmalıyız... <br />
<br />
<br />
<b>Ben</b><br />
Ordusu olmayan devlet ütopik olsa bile ütopya gerçekleşmeyecek birşey değildir. Ütopyanın gerçekleşmeyecek sadece hayali bir şey olarak negatif anlam kazandığı bir çağda gerçeklik ya da başka deyişle pragmatizm pozitif bir anlam kazanmıyor mu ve bu durumda varolan sistemi biraz daha kabullenmiş ve ona boyun eğmiş olmuyormuyuz? <br />
<br />
Özür konusu tek başına hiçbirşeyi çözmez 12 Eylül'ün müsebibi her kim olursa olsun sonuçta sorumluluk devletindir ve o özürü devlet halktan dilemeldir. Kenan Evren ve hayatta kalan diğer sorumluların özür dilemesi &quot;pardon bir daha yapmayacağım hatalıydık&quot; demesi onları kurtarmamalı 12 Eylül darbesini ve onun meşrulaşması için 3-4 yıllık bir plan dahilinde bu topraklarda iç savaş ortamı yaratarak kan dökülmesine neden olan 16 Mart Üniversite katliamından başlayarak 1 Mayıs, Kahramanmaraş Sivas, Çorum, Bahçelevler vb. katliamları tertipleyen, siyasi cinayetleri örtbas eden tüm sorumlular açık mahkemelerde yargılanmalıdır. Devletin yönetebilmek için yaptığı tüm kirli komplo, provakasyon ve organizasyonlar ifşa edilmelidir. Ancak bu çerçeve içinde devletin özür dilemesinin bir anlamı olabilir. <br />
<br />
Tüm bunlar bir yana ordusu olmayan ülke fikri bir ütopya değil günümüzün bir gerçekliği. Andorra, Cook Islands, Costa Rica, Dominica, Grenada, Haiti, Iceland, Kiribati, Liechtenstein, Maldives, Marshall Islands, Mauritius, Micronesia, Monaco, Nauru, Niue, Palau, Panama, San Marino, Solomon Islands, Saint Kitts and Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent, Grenadines, Samoa, Tuvalu, Vanuatu, Vatican City gibi devletler orduya sahip değiller (bkz. Vikipedia). Bunlar içinde en ilginç öyküye sahip olan devlet ise Kosta Rika.<br />
<br />
KOSTA RİKA Latin Amerika'nın, askeri, dolayısıyla ordusu da olmayan ve 59 yıldır kesintisiz demokrasiyi soluyan tek ülkesi! 1948'deki ufak çaplı bir ayaklanmayı saymazsak, 1917 yılından bu yana, iç savaşsız, darbesiz tam 90 yıldır, hayli yüksek ekonomik göstergelerle, ülke huzur içinde yaşıyor.<br />
<br />
1948'de yapılan devlet başkanlığı seçimlerini Otilio Ulate kazanmış ama aralarında komünistlerin de bulunduğu bir grup, Ulate'nin göreve başlamasını engellemek istemiş. Toprak sahibi, PLN'li bir sosyalist olan Jose Figueres duruma el koyarak devlet başkanı olmuş. 1 Aralık 1948'de de sembolik olarak bir duvarı yıkarak, ülkede askerliğin sona erdiğini ilan etmiş; akabinde 1949'da yönetimi Ulate'ye devrettikten sonra, Ulate'nin yaptığı ilk icraat ise, anayasa değişikliğiyle orduyu lağvetmek olmuş (savunma görevi Sivil Muhafızlar'a devredilmiş). 1986'da devlet başkanı seçilen, şimdiki başkan Öscar Arias, bölge ülkeleri arasında imzalanan Orta Amerika Barış Plam'na öncülük etmiş. Ve bölge barışına olan bu önemli katkısından ötürü, 1987 Nobel Barış Ödülü'na layık görülmüş.<br />
1 Aralık, her yıl Kosta Rika'da 'Dı'a de la Abo-liciön del Ejercito', yani 'Ordunun Kaldırılış Günü' olarak kutlanıyor..<br />
<br />
Bakın geçen yıl Türkiye'yi ziyaret eden Kosta Rika devlet başkanı Oscar A. Sanchez neler demiş;<br />
<br />
&quot;O yıl(1948) Kosta Rika, tarihte ordusunu kendi rızasıyla fesheden ilk ülke oldu. Bir zamanlar orduya ayrılan kaynaklar, doktorlara, hemşirelere, öğretmenlere ve sınıflara aktarıldı. Kosta Rika’da çocuklar tank ya da asker görmedi. Omuzlarında tüfekler yerine, ellerinin altında kitaplarla yürüdü. Sonuç: Latin Amerika’nın okuma yazma oranı en yüksek ve sağlık sistemi en iyi ülkesi&quot;<br />
&quot;Öğrencilerimize, savaşta değil, diyalogla kazanılan zaferleri kutlamasını, tarihteki önemli savaşların günlerini değil, imzalanan barış anlaşmalarının günlerini öğretmeliyiz&quot;<br />
(1997 yılında, silah ticareti üzerine Uluslararası Davranış Kuralları tasarısı ile Nobel Barış Ödülü alan Kosta Rika Devlet Başkanı Óscar Arias Sánchez’in 24 Kasım 2009 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan)<br />
<br />
Bunları bildikten sonra ordusuz, silahsız ve savaşsız bir hayatı neden düşlemeyelim?<br />
<br />
<br />
<b>S. H. T.</b><br />
12 Eylül darbesini yapan cunta görevlilerinin çıkıpta özür dilemesi hiç bir anlam ifade etmez. Darbe bu ülkenin emekçilerini ve solcularının üzerinden geçmiştir. 12 Eylülden kurtulmanın yolu da bundan mağdur olan emekçilerin, solcuları hesap sormasıdır. 12 Eylül bu ülkeye özelleştirmeyi, cemaatleri, amerikancılığı sokmuştur. 12 Eylülü telafi etmenin yolu da 12 eylülün getirdiklerini geri postalamaktır. Emekçi halk ve sol gericiliği silip atmadan, amerikayı kendi kıtasına postalayıp bağımsız bir ülke kurmadan, özelleştirilen kurumları tekrar kamulaştırıp halkçı bir ekonomi, sosyalist bir türkiye kurmadan 12 Eylül den ne hesap sorulur ne de yaraları sarılır.<br />
<br />
<b>C. C.</b><br />
Düşüncelerimizi ifade etme fırsatı için ben de size teşekkür ederim.Ama,artık öyle bir döneme gelindi ki ve bu döneme öyle uzun süre de gelindi ki bu özürün elbette sakıncası yok ama anlamı da yok bana göre.30 yıl önce bir alana ikincisi bedava diyerek verilen tek mühürle 12 Eylül Anayasa'sını ve Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığını %92 ile onaylayan toplumda,bugün 12 Eylül karşıtlığı sıradan bir insani duruş haline gelmiştir.İyi niyetle ya da iyi olmayan niyetle neredeyse tüm kişi ve kurumlar'12 Eylül'ü en sevmeyen benim'yarışına girmişlerdir.Bu olgu dilenecek özürden çok daha anlamlıdır bana göre,dönemin boğduğu hayatlar cehenneme dönerken,sorumluları köşelerinde yaşlanmış olsalar da.<br />
<br />
<b>N. B.</b><br />
 Özür dileseler ney değişeceki ödediğimiz kadar bedel ödedik.Bu günkü zülümün 12 eylülden ne farkı var.Bence daha faşizan bundan sonrası çok daha önemli güçlerimizi birleştirip bu referandumu geri püskürtmemiz lazim. Ülkemiz felaketin sınırında,kendi içlerinden bile bu gidiişata isyan edenler var.Hanifi avcının kitabı her şeyi ortaya koyuyo<br />
saygılar.<br />
<br />
<b>M. Ö.</b><br />
özür dilemek onurlu bir davranış olurdu bu acıları yaşamış bir kişi olarak... ancak şu dönemde bunu talep etmek ve gündeme getirmek,referandum öncesi AKp nin işine yarayacaktır..<br />
bu konununda dikkate alınmasını rica ederim<br />
<br />
<b>M. N.</b> <br />
Ne özür diliyoruz ne de özür bekliyoruz. Biz bilerek ve isteyerek Türkiye Halkları'nın özgürlüğü ve insanca yaşaması için mücadeleye girmiş bir kuşağız. Kan, gözyaşı , yoksulluk ve zulümden ibaret olan bu sistemi ortadan kaldırmak ve yerine insandan yana, özgür ve mutlu bir ülke kurmayı hedeflemiş gençlerdik.<br />
Bunu yapmak istedik, bu yolda dövüşürken yenildik. Olabilir. Karşımızdaki sistemi yok edip yerine getirmek istediğimiz yapı Oligarşı'nin işine gelmedi ve her türlü olanağıyla ve en azgın biçimiyle bizi yok etmeye çalıştı. Gencecik insanlarımızı darağaçlarında, işkencehanelerde ve cezaevlerinde katletti..onlarcasını sakat bıraktı..toplumdan tecrit etmeye, ülkemizden sürgün etmeye uğraştı devrimcileri..elbette ki karşılıklı olarak birbirimizi bitirmek istiyorduk, düşman 'iyi yapıyorsunuz' diyecek değildi sonuçta.<br />
<br />
Yani Ö. A. arkadaş bizler ne mağduruz ne de onlardan gelecek bir özür ile yaşananları yok sayacak belleksizleriz. Taa ki darbeciler yargılanana dek, hedeflerimize ulaşana dek mücadelemiz sürecektir. Yöntemleri geçmişe göre farklı da olsa zaten mücadelemiz de devam etmektedir.<br />
Yani gerçek 78'lilerin lugatında 'mağdur..özür..af v.b' sözcükleri bulamazsınız. Bu sözleri sık sık dile getirenler kendilerine 78'liyiz deseler bile aslında 78'li değiller bence. <br />
<br />
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm...</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/65-G%C3%BCncel-Siyaset">Güncel Siyaset</category>
			<dc:creator>amargi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2772-12-Eyl%C3%BCl-%C3%BCn-sorumlular%C4%B1-%C3%B6z%C3%BCr-dilemeli-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sineğe, yavaş olduğunuza inandırmak</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2771-Sine%C4%9Fe-yava%C5%9F-oldu%C4%9Funuza-inand%C4%B1rmak?goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 19:10:49 GMT</pubDate>
			<description>Sineğe, yavaş olduğunuza inandırmak. Bir an meselesidir. Ne kadar hızlı olsanız da yakalayamazsınız onu; çünkü doğası gereği sizden hızlıdır ve çok hızlı olduğunu düşündüğünüz elinize, gülerek, saltolarla kaçabilir. Siz tabi çileden çıkarsınız. Sürekli konup duran ve size önemsizmiş gibi gözüken, fakat daha sonra sizi bir çılgınlık noktasına getiren bu küçücük hayvan, ömür boyu karşınıza çıkacak diğer bir milyondan bir tanesi( herhalde her insanı, ömrü boyunca rahatsız eden toplamda ortalama bir milyon sinek vardır diye düşünüyorum:)) peki, zaten çok sıkıntımız olduğunu ve bu küçük mahlüğun bir de kalkıp bizi rahatsız etmesini kaldırabilmenin, zor olduğu kanısındayım. İki dakikalık bir çözüm yolu dururken, sinir krizleri geçirmenin ve ava hazırlanır gibi sinek öldürmeye hazırlanmanın, verimsizliğini eminim siz de anlamışsınızdır yıllar içinde.  
 
Çözüm yolunu söylüyorum herkes not alsın lütfen:P  
 
Sineği kandırın. Evet kandırın. Yavaş hareket edin. Yakalamaya çalışın; ama o sizin ayda hareket edermiş gibi hareket eden uzuvlarınızı görünce, bir süre sonra eskisi gibi dikkatli davranmayacağı için ve sizinle iyice dalga geçmeye başladıktan sonra vücudunuzdaki chi kuvvetini elinize yönlendirip saldırın:) hooop vıcığı çıkmış:D 
 
Üstünlük mücadelesinde güzel bir aldatmaca taktiğidir:)</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sineğe, yavaş olduğunuza inandırmak. Bir an meselesidir. Ne kadar hızlı olsanız da yakalayamazsınız onu; çünkü doğası gereği sizden hızlıdır ve çok hızlı olduğunu düşündüğünüz elinize, gülerek, saltolarla kaçabilir. Siz tabi çileden çıkarsınız. Sürekli konup duran ve size önemsizmiş gibi gözüken, fakat daha sonra sizi bir çılgınlık noktasına getiren bu küçücük hayvan, ömür boyu karşınıza çıkacak diğer bir milyondan bir tanesi( herhalde her insanı, ömrü boyunca rahatsız eden toplamda ortalama bir milyon sinek vardır diye düşünüyorum:)) peki, zaten çok sıkıntımız olduğunu ve bu küçük mahlüğun bir de kalkıp bizi rahatsız etmesini kaldırabilmenin, zor olduğu kanısındayım. İki dakikalık bir çözüm yolu dururken, sinir krizleri geçirmenin ve ava hazırlanır gibi sinek öldürmeye hazırlanmanın, verimsizliğini eminim siz de anlamışsınızdır yıllar içinde. <br />
<br />
Çözüm yolunu söylüyorum herkes not alsın lütfen:P <br />
<br />
Sineği kandırın. Evet kandırın. Yavaş hareket edin. Yakalamaya çalışın; ama o sizin ayda hareket edermiş gibi hareket eden uzuvlarınızı görünce, bir süre sonra eskisi gibi dikkatli davranmayacağı için ve sizinle iyice dalga geçmeye başladıktan sonra vücudunuzdaki chi kuvvetini elinize yönlendirip saldırın:) hooop vıcığı çıkmış:D<br />
<br />
Üstünlük mücadelesinde güzel bir aldatmaca taktiğidir:)</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/64-Serbest-B%C3%B6lge">Serbest Bölge</category>
			<dc:creator><![CDATA[yürek&black]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2771-Sine%C4%9Fe-yava%C5%9F-oldu%C4%9Funuza-inand%C4%B1rmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir iç hesaplaşma klasiği; Hanefi Avcı'nın itirafları]]></title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2770-Bir-i%C3%A7-hesapla%C5%9Fma-klasi%C4%9Fi-Hanefi-Avc%C4%B1-n%C4%B1n-itiraflar%C4%B1?goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 08:52:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Susurluk Kazası ve 28 Şubat'da adından çok söz ettiren polis şefi Hanefi Avcı, şimdi de, yakınlığıyla bilinen Fethullah Gülen Cemaati'nin devlet içinde örgütlendiğini iddia ederek, itiraflar ve suçlamalarını bir kitap haline getirmiş. 
 
Devlet içi hesaplaşmaların klasiği olan kitaplara eklenen bu yeni kitap ve Hanefi Avcı'nın iddaları üzerine NTV'de yapılan programda söylediklerini not düşelim bakalım. :) 
 
 
*"Avcı: Gülen, Emniyet ve askerdeki örgütlenmeden haberdar* 
 
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, merkeze alınmak için İçişleri Bakanlığı'na dilekçe verdiğini söyledi. Avcı'nın talebi hemen işleme konuldu. Dilekçe Başbakanlık'a gönderildi. Avcı, "Elimde yeterinden fazla delil var, kitaba eklesem cilt cilt kitap çıkardı. Fethullah Gülen Hoca, emniyet, asker ve adliye içerisindeki örgütlenmeden haberdar" dedi. Telefonlarının dinlenerek hakkında şantaj malzemesi toplanmaya çalışıldığını belirten Avcı, "Herkes dinlenmiyordur ama hedef seçilen kişiler dinleniyordur" diye konuştu. 
 
NTV'de yayımlanan Yazı İşleri programında yazdığı *'Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat'* kitabıyla gündemi sarsan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır,ın sorularını yanıtladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><i>Susurluk Kazası ve 28 Şubat'da adından çok söz ettiren polis şefi Hanefi Avcı, şimdi de, yakınlığıyla bilinen Fethullah Gülen Cemaati'nin devlet içinde örgütlendiğini iddia ederek, itiraflar ve suçlamalarını bir kitap haline getirmiş.<br />
<br />
Devlet içi hesaplaşmaların klasiği olan kitaplara eklenen bu yeni kitap ve Hanefi Avcı'nın iddaları üzerine NTV'de yapılan programda söylediklerini not düşelim bakalım</i>. :)<br />
<br />
<br />
<b><font size="2"><font size="4">&quot;Avcı: Gülen, Emniyet ve askerdeki örgütlenmeden haberdar</font></font></b><br />
<br />
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, merkeze alınmak için İçişleri Bakanlığı'na dilekçe verdiğini söyledi. Avcı'nın talebi hemen işleme konuldu. Dilekçe Başbakanlık'a gönderildi. Avcı, &quot;Elimde yeterinden fazla delil var, kitaba eklesem cilt cilt kitap çıkardı. Fethullah Gülen Hoca, emniyet, asker ve adliye içerisindeki örgütlenmeden haberdar&quot; dedi. Telefonlarının dinlenerek hakkında şantaj malzemesi toplanmaya çalışıldığını belirten Avcı, &quot;Herkes dinlenmiyordur ama hedef seçilen kişiler dinleniyordur&quot; diye konuştu.<br />
<br />
NTV'de yayımlanan Yazı İşleri programında yazdığı <b>'Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat'</b> kitabıyla gündemi sarsan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır,ın sorularını yanıtladı.<br />
<br />
<b>Hanefi Avcı'nın söylediklerinden satır başları şöyle:</b><br />
<br />
Tahmin ettiğim kadarıyla başlangıçta bu kadar rağbet düşünülmediği için şu an kitap bulunamıyor. Önümüzdeki günlerde kitap her yerde bulunabilecek. Şu andaki görevimden merkeze atanmak için İçişleri Bakanlığı'na başvurdum. Dilekçeyi tamamen kendi isteğimle verdim, kendi tarafsız irademle bu başvuruyu yaptım.&quot; (Avcı'nın bu sözlerinden saatler sonra talebinin işleme alındığı duyuruldu. Dilekçe Başbakanlık'a gönderildi.)<br />
<br />
&quot;Susurluk sürecinde epey sıkıntı çektim ama bugün geldiğim noktada çok da şikayetçi değilim. Yazdığım kitap nedeniyle 'Dünyadaki cehennemi yaşatırlar' sözü şu an gerçekleşmedi henüz ama yıllar sonra bile beni izleyebilirler, aleyhimde hava oluşturabilirler. Bunu tahmin edebiliyorum.<br />
<br />
<b>DİLEKÇELERİM İŞLEME KONMADI</b><br />
Susurluk'ta devlet sistemi mekanizmaya müdahale etmemişti, o yüzden yöntem değişikliği yapmıştım. Bugünkü durumda ise ben bütün müracaatlarımı yaptım ancak sistem çalışmadı. O yüzden yazılı hale getirdim, çünkü Türkiye'de devlet bu şekilde işler. Devlette en geç 60 gün içinde dilekçelerin işleme konulması gerekir. Benim tüm başvurularım hiçbir şekilde işleme geçmedi, o yüzden de kitap yazdım.<br />
<br />
<b>CEMAATİN OKULLARI YARARLI</b><br />
Ben cemaatin kendi okullarına, kendi yaptıklarına karşı değilim, bunlar topluma hizmettir. Ben onların polis ve adliye içerisine girerek suç soruşturmalarına karşıyım. Her zaman her şeyi açık yaparım, dilekçeme imzamı atarım. Kitabı yazmadan önce cemaatin ileri gelenlerinden bazılarıyla görüştüm. Onlara dedim ki, 'Bakın bugün polis içerisinde cemaatin yaptığı olaylar var, bir takım insanlara iftira atılmaktadır. Bunlar yanlıştır. Ben size karşı tavır alacağım, beni dost olarak biliyorsunuz.'<br />
<b><br />
MESAJIM FETHULLAH GÜLEN'E GİTMİŞTİR</b><br />
Mesajımın Fethullah Gülen'e gittiğini düşünüyorum, gitmemesi düşünülemez. Cemaatin ileri gelenleri bana bunu ilgili yerlere taşıyacaklarını, konuyla ilgileneceklerini söylediler. Aradan iki ay geçmesine rağmen bana bir cevap gelmedi.<br />
<br />
<b>'YEŞİL'İN ÖLDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORUM'</b><br />
Ben Ali Bayramoğlu'nu çok severim, bu ülkenin güzel insanlardan biridir. Demokrasiye inanmıştır. Yazısında anlattığı Hrant Dink olayı doğrudur. Ben 'Yeşil'in yaşamadığını düşünüyorum.<br />
<br />
<b>KİTAPTA ÇOK DELİL VAR</b><br />
Kitapta azımsanmayacak kadar delil var. Elimde yeterinden fazla delil var, kitaba eklesem cilt cilt kitap çıkardı. Ayrıca şu an kimsenin Türkiye'de delil toplama yetkisi yoktur. Bunu ancak mahkemeden izin alarak yapabilirsiniz. Kitabımda yeterince delil vardır, en basiti diyorum ki mesela İstanbul Özel Cumhuriyet Savcılığı'nın dinleme kararı aldırdığı iki telefonu ben kullanıyorum.<br />
<br />
<b>ELİMDEKİ BİLGİ VE BELGELERİ VERİRİM</b><br />
Adalet Bakanı'nın görüşmede iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ancak 8 ay önce ben dilekçe verdim, hala yanıt gelmedi. Bu tür dilekçeleri savcıya göndermekle iş bitmez. Sonuçta bu bir kamu görevidir, bu tahkikatın hem idari müfettiş hem de savcının birlikte çalışarak yapılması gerekir. Yasal merciler isterse elimdeki belge ve delilleri vereceğim. Hem idari hem de adli makamlara gerekli desteği veririm.<br />
<br />
<b>BİLİNMEYEN CEMAAT ÜYELERİ DE VARDIR</b><br />
Açıkçası şunu söylemek lazım, her şeyi konuşmak çok kolay değildir. Cemaatin asker ve polisin içerisindeki hareketleri bilinir, bilinen insanlar vardır. Ancak görünmeyenler de vardır, hiç tahmin edilmeyen insanlar hareketin içerisindedir. Burada cemaat kendine rol biçmesi gerekir, cemaatin görevi bu değildir. Siz gizli bir faaliyetle, hele de önyargılarla bazı soruşturmalara karışırsanız, soruşturmadaki haksızlıklara da neden olursunuz. Cemaat asker, polis ve adliyeye girerek bir şeyi düzeltemez.<br />
<br />
<b>UMARIM FETHULLAH GÜLEN MÜDAHİL OLUR</b><br />
Fethullah Gülen Hoca, emniyet, asker ve adliye içerisindeki örgütlenmeden haberdar. Ancak oradaki insanların örgütsel faaliyetlerini bilmiyordur. Teferruattan haberi yoktur söylediğim gibi, umarım bundan sonra müdahil olur.<br />
<br />
<b>BİLDİKLERİM KİTAPTAKİLERDEN ÇOK FAZLA</b><br />
Bu kitap olanın oldukça basitleştirerek veya sadeleştirerek yazılmasıdır, bildiklerim bunlardan çok daha fazla. Buradaki olayların hiçbiri komplo teorisi değil, benim gördüğüm ve bildiğim şeyler. İnsan görmediği şeyler hakkında fikir yürütebilir.<br />
<br />
<b>CEMAATİN DEVLET SİSTEMİNİ BOZMAYA HAKKI YOK</b><br />
Cemaatin içerisindeki birçok insanı tanırım, dostluklarım vardır. Cemaatin devletin sistemini bozmaya hakkı yoktur. Yoksa yurtdışındaki okulların çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak buradaki olay farklı bir olaydır, devletin geleceğiyle ilgilidir. Muhalif düşünen herkesin hayatının sıkıntıda olacağını düşünüyorum.<br />
<br />
<b>KİTABI 2009 MAYIS'TA YAZMAYA BAŞLADIM</b><br />
Kitabı geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yazmaya başladım, kitap 2010 Mart'ta bitti, yayınevine teslim ettim. Niyetim 10 Nisan Polis Bayramı'na yetişmesini istiyordum ancak redaksiyon işlemleri çok uzun sürdü. Zamanlamayla ilgili bir düşüncem yoktu, referandumla ilgili hiçbir gelişme yoktu kitabı yazmaya başladığımda.<br />
<br />
<b>KİTAP KİMSEYİ HEDEF ALMIYOR</b><br />
Bu kitap hiç kimseyi hedef almıyor, devlete bir bütün halinde bakarak yanlışları ortaya koyuyor. Terörle veya yolsuzluklarla mücadele yöntemlerinin yanlış olduğunu anlatıyorum kitapta. Kitabın son bölümünde de cemaatin devlet içindeki örgütlenmesinin yanlış olduğunu aktarıyorum, oysa ki benim daha çok önemsediğim terörle mücadele konusudur. Ancak insanlar cemaatle ilgili bölümü daha çok dikkate alıyor.<br />
<br />
<b>DEVLETİ ÇOK KUTSUYORDUM, YANLIŞMIŞ</b><br />
Başta devleti çok kutsuyordum, zaman içerisinde bu kuralların topluma zarar verdiğini gördüm. Düşman diye gördüğüm birçok şeyin bu ülkeye faydalı olduğunu farkettim. Devlete aşırı bağımlılığı, devleti aşırı yüceltmeyi, insanı ıskalamayı eleştiriyorum kitabımda. Yaşananları savaş filmi gibi izlemedim, ben savaştım.<br />
<br />
<b>SUSURLUK VE 28 ŞUBAT'TA HERKESİ KARŞIMA ALDIM</b><br />
Geçmişte Susurluk'ta ifade verdiğim zamanı düşünün, hem teşkilatı hem de devletin tüm kurumlarını karşıma aldım. Böyle bir insanın geleceği olabilir mi? İfade verdikten sonra geleceğimin bittiğini düşünmüştüm. 28 Şubat döneminde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda ifade verdim ve meslek hayatımın biteceğini düşünmüştüm. Bugün de bu ifadeyi vererek başıma neler geleceğini tahmin ediyorum.<br />
<br />
<b>KİMSEDEN GÖREV TALEBİM OLMADI</b><br />
Şunu söylemek istiyorum, 34 yıllık meslek hayatım boyunca hiç kimseden bir görev talep etmedim. Bu inanılmaz bir şeydir. Ben çok görevi reddettim. Geçtiğimiz yıl atamalardan önce İçişleri Bakanı Beşir Atalay, benimle birlikte 3-4 emniyet müdürüyle görüştü. Ben Bakan'a şunu söyledim, hiçbir il talep etmiyorum, Edirne'de kalayım. Ankara'da oğlum var, oraya unvansız bir görevle gidebilirim dedim sonra. Eskişehir'i de istememiştim.<br />
<br />
<b>MÜSTEŞARLIK TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİM</b><br />
Gümrük Müsteşar Yardımcılığı teklif edildi, bakan Hayati Yazıcı tarafından. Ancak, ben bu görevi kabul etmedim, çünkü gümrüğü bilmiyorum, bunu bakana da ifade ettim. Bugüne kadar hiç kimse şunu diyemez, 'Hanefi Avcı bir görev talep etti'.<br />
<br />
<b>CEMAATTEN ÇOK SAMİMİ DOSTLARIM VAR</b><br />
Yaşadığım bazı olaylar, telefonlarımın dinlenmesi cemaat yapılanmasının zararlarını daha hızlı görmemi sağladı. Emin Aslan'ın davasında savcı 2 saatte 7 dosyalık evrak ve telefon dinlemelerini okumuş ve karar vermiş görünüyor. Bu imkansızdır. Hiçbir tasvir kabul etmeyecektir. Emin Aslan, Sabri Uzun bunlar benim üstüm insanlar. Benim cemaat içerisinde çok daha samimi dostlarım var, en çok onlara üzülüyorum, bunlar çok düzgün insanlardır. Ancak bir noktadan verilen emirle bu insanlar başkalarına suç attılar. Vicdanlı olmak apayrı bir olaydır, siz hiç kimsenin onurunu şerefini karalayamazsınız. Ben Mustafa Gürcü'yü çok sevmem, oturup kalkmışlığım da yoktur. Gürcü, asla hiçbir şekilde suça karışmaz.<br />
<br />
<b>NUMARAYI BEN BİLE BİLMİYORDUM, BAKTIM DİNLENİYORUM</b><br />
Avcıyken av oldum, bir benzetme. Sonuna kadar hakkımı korurum. Dinlendiğimi iddia ettim olay, iki öğrenci adına alınmış numaralar. Ben bile numaraları bilmiyorum. Bu numaralar biliniyor ise karşımdaki gücün ne ile uğraştığını tahmin ederim. Emin Aslan'ın başına gelenlerden sonra benim cemaati hedef alacağımı anladılar. Benim gideceğim yerler belli, Hanefi Avcı bir yere gittiğinde telefonlarım dinleniyor, ancak diğer iki numaram da IMEI nolarından dinleniyor.<br />
<br />
<b>O KADAR PERVASIZLAR Kİ...</b><br />
O kadar pervasızlar ki, benimle uğraşacaklarını daha önce bazı medya organlarına açıkladılar. Telefonlarım dinlenerek şantaj malzemesi toplamaya çalıştılar, adımı karalamak için.<br />
<br />
<b>DİNLEMEYİ KİMİN YAPTIĞI BULUNABİLİR</b><br />
Bazı küçük aletlerle kişilerin dinleme yapması mümkün ama GSM sistemini, devletin imkanları olmadan dinleme yapılamaz. Özel kişiler dinleme yapsa bile devlet bunu hemen bulabilir, A ve B kişileri arasındaki konuşma internete sızdırılmışsa dinlemeyi kimin yaptığı bulunabilir.<br />
<br />
<b>IMEI DİNLEMESİNİ ORTAYA ÇIKARDIM</b><br />
Benim ortaya çıkardığım şu oldu, IMEI numarası üzerinden dinleme yapıyorlardı ve bunu deşifre ettim. Birçok insan sadece IMEI numarasıyla dinleme yapıldı, çünkü bu konuda yasal bir boşluk var ancak bu boşluk sadece çok özel soruşturmalar için. Herkes dinlenmiyordur ama hedef seçilen kişiler dinleniyordur. Devlet güvenlik birimlerini yeterince denetlemiyor. Keyfi bir dinlemenin söz konusu olduğu gerçektir Türkiye'de, onların açıklarını bulmak veya iftira atmak için.<br />
<br />
<b>ÖNCE DİNLEME, SONRA İHBAR MEKTUBU</b><br />
Bazı soruşturmalarda şunu görüyoruz, önce o insanlar dinlenmiş, daha sonra ihbar mektubuna dönüştürülmüş ve ardından dava açılmış. Öyle ihbar mektupları var ki, 20 kişilik bir ekip o bilgileri bir yılda bir araya getiremez. Şu açık, bazı insanlar izlenmiş veya dinlenmiş, ardından önleri kesilmek için düğmeye basılmış. Benim için de aynı şey geçerli, açığımı bulmak için telefonlarımı dinlediler.<br />
<br />
<b>CEMAAT HERKESİ DİNLEYEBİLİR</b><br />
Ben her şeyi çok açık yaşayan bir insanım, dinlemeden korkum yok, tedbirimi alırım. Ama gidişat o ki, cemaat örgütü ileride tüm muhalifleri dinleyebilir. İşadamlarını, herkesi dinleyebilir. Beni dinleyenler arasında çok yakınım olan birisi var, benim yakınlarımı da tanıyan biri. Cemaat içine girdiğinizde özgür karar veremezsiniz, normalde yapmayacağınız şeyleri istemeseniz de yaparsınız.<br />
<br />
<b>SİMON ÖLÜMÜ GÖZE ALMIŞ BİRİ</b><br />
Simon aslında inançları ve idealleri uğruna ölümü göze almış biri. Fakat aynı insan 1975 yılından beri tanıdığı arkadaşına destek veremiyor, tavır koyamıyor. Suçsuz olduğunu bildiği halde... İnsanların özgür olmadığı müddetçe doğru ve yanlışı çoğu zaman karıştırırlar.<br />
<br />
<b>HÜKÜMETİN BİLGİLERİ DE DEPOLANIYOR</b><br />
Bu olay sadece savcılara havale edecek kadar basit değildir, burada herkesin görev alması gerekiyor. Hükümet, şu an işbaşında ve bu sistemin sorumlusu. Bu sistem şu anda hükümetle ilgili bilgileri de depoluyor. Bundan hiçbir tereddüdüm yok. Araştırılırsa kitaptaki bilgilerin daha fazlası ortaya çıkar.<br />
<br />
<b>ÇOK FAZLA TANIK BULUNABİLİR</b><br />
Kitaptakileri çok daha insanı kırmaya çalışarak yazdım. Samimi bir tahkikat yapılacaksa çok fazla belge gelir, çok fazla tanık da bulunur. Bazı insanlar kitapta yazdıklarımdan daha fazlasını biliyor.<br />
<br />
<b>DOĞU PERİNÇEK'LE AYNI NOKTAYA GELMEDİM</b><br />
Şu an Doğu Perinçek'le aynı noktaya gelmedik. Ben Türkiye'deki demokrasi dışındaki bütün yöntemlerin karşısındayım. Ergenekon gibi yapılanmalarla mücadele ederken hukukun doğru işlemesi gerekiyor.<br />
<br />
<b>KİMSE ASKERİ BENİM KADAR KARŞISINA ALMADI</b><br />
Benim kadar askeri şimdiye kadar kimse açıkça karşısına almamıştır. Ancak bugün soruşturmalar hatalı yürütülüyor. Bugün yargılanan insanlar bizim tahminimizden çok daha fazla suç işlemiş de olabilir ancak soruşturmalar belgelerle yürür.<br />
<br />
<b>CİHANER'İ MAKAMINDA GÖZALTINA ALAMAZSINIZ</b><br />
Siz bir jandarma alayını basamazsınız, bir savcıyı makamında tutuklayamazsınız, MİT bürosuna baskın yapamazsınız. Bu hukukun çıldırmış olmasıdır. Müfettiş istersiniz, öyle araştırırsınız. Siz devletin İstanbul, Ankara ve İzmir savcılarını dinleyemezsiniz. İlhan Cihaner'i makamında tutuklayamazsınız. Eskişehir'deki Jandarma Alay Komutanı'nın evini Erzurum'da alınan bir kararla arıyorsunuz, bunu yapamazsınız. Erzurum'daki özel yetkili mahkeme, Eskişehir'de arama kararı veremez.<br />
<br />
<b>BUGÜN MUHAFAZAKARLAR ZULMEDİYOR</b><br />
Şunu savunuyorum, kim olursa olsun, ben de dahil, dürüstçe ve adalet için soruşturma yapılsın. 28 Şubat'ta muhafazakar kesimler mazlumdu, militaristler muhafazakarlara zulmediyorlardı. Ben o gün buna karşı çıktım ve muhafazakar kesim beni alkışladı. Bugün muhafakarlar hakim ve zulmediyorlar, karşı çıktığım budur. Ergenekon tutukluları bugün mazlum pozisyonunda.<br />
<br />
<b>DANIŞTAY-ERGENEKON DELİLİ YOK</b><br />
Danıştay saldırısıyla Ergenekon arasında bağlantı kurulacak net bir delil yok. Danıştay'ın faili kendi olayı açıkça anlatıyor.<br />
<br />
<b>HRANT DİNK CİNAYETİ ÇÖZÜLMÜŞTÜR</b><br />
Hrant Dink olayına gelirsek... Siz bir odayı ısıtırsanız odadaki herkes ceketini çıkarır. Savcılar cinayete işleyene mermi satanı bile bulup konuştular, bu kişinin her şeyi tespit edilmiş, aldığı simite kadar belli. Siz neyi zorluyorsunuz. Hrant Dink, devlet içindeki bazı kesimlerin tepkisini çekiyordu. Ancak olayın faili belli.<br />
<br />
<b>DAĞA ÇIKANA SORULMALI: SENİN DERDİN NE?</b><br />
Türkiye'nin önündeki en büyük engel Güneydoğu sorunudur, her sahada. Orada 8 yıl görev yaptım, halen tüm gelişmeleri takip ediyorum. Türkiye bu zamana kadar birçok sorunla karşılaştı, sağ, sol, irticai örgütler vardı. Ancak devlet her zaman konuyu savcılara ve güvenlik güçlerine havale etti. Oysa ki olması gereken siyasi iradenin bu konunun üzerine gitmesi ve konuyu çözmesiydi. Türkiye'de Kürt sorunu yoktur deniyor, ancak önce bu olayın muhatabına şunu sormalıyız: Senin derdin ne, niye dağa çıktın ve neden savaşıyorsun?. Önce bunu sormalıyız, ardından diğer adımlar gelir.<br />
<br />
<b>BEN ÖCALAN KADAR HAFİF YAZAMAZDIM</b><br />
PKK 4 ayrı devletten toprak alarak bir Kürt devleti kurmak için yola çıkmıştı ancak bu taleplerinden üçünden vazgeçti, şu an sadece kültürel haklarını istiyor Kürtler, bu korkunç bir fırsattır. Ben otursam Öcalan kadar hafif bir ifade yazamazdım. Çözülemeycek sorun değildir, cesaret gerekir. Bunlar eşkiyadır, alçaktır bakış açısıyla bu sorun çözülmedi. Günah sadece PKK ve Öcalan'da mı, bizim günahımız yok mu? Bence devletin günahı daha fazla.<br />
<br />
<b>1999'A KADAR TEK SORGU TEKNİĞİ İŞKENCEYDİ</b><br />
1990'lı yılların sonuna kadar devletin tek sorgu tekniği işkenceydi, bir insanı alarak sorgulamaktı. Burada şahısları suçlamak kolay, bugün Türkiye'nin hiçbir yerinde işkence yapılmıyor ancak 1999'a kadar her yerde yapılıyordu. Başka delil ve emare toplama yöntemleri kullanıyor artık polis. Kitap yazmak beniz zorladı, kolay deği. Bundan sonra yazacağım kitap Güneydoğu sorunu ile ilgili olacak. Türkiye'de şu an kimse başına bir şey gelmeyeceğinden emin olamıyor, buna ben de dahilim. Başka ülkelerde insanlar başlarına bir şey gelmeyeceğinden emindir.&quot; <br />
<br />
<b><i>Radikal / 26/08/2010</i></b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/65-G%C3%BCncel-Siyaset">Güncel Siyaset</category>
			<dc:creator>fikir</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2770-Bir-i%C3%A7-hesapla%C5%9Fma-klasi%C4%9Fi-Hanefi-Avc%C4%B1-n%C4%B1n-itiraflar%C4%B1</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ehvenişere tav olarak dünya değiştirilemez.</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2769-Ehveni%C5%9Fere-tav-olarak-d%C3%BCnya-de%C4%9Fi%C5%9Ftirilemez.?goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 12:44:26 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Feysbuk'ta bir tartışma vardı hoşuma gitti buraya taşıdım. İsteyen buyursun. :) 
 
************************************************************** 
 
"Ehvenişere tav olarak dünya değiştirilemez." Yıldırım Türker 
 
ben :  
 
Aslında dünya hiçbir biçimde insan iradesiyle değiştirilemez. Önemli olan onu anlamaktır. Acı ama gerçek. :(]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Feysbuk'ta bir tartışma vardı hoşuma gitti buraya taşıdım. İsteyen buyursun. :)<br />
<br />
**************************************************  ************<br />
<br />
&quot;Ehvenişere tav olarak dünya değiştirilemez.&quot; Yıldırım Türker<br />
<br />
ben : <br />
<br />
Aslında dünya hiçbir biçimde insan iradesiyle değiştirilemez. Önemli olan onu anlamaktır. Acı ama gerçek. :(<br />
<br />
k: <br />
<br />
marks'ın meşhur 11. tezini tersyüz etmek ilginç bir yaklaşım tabi. marksist olmasam da insanların dünyayı değiştirdiklerini düşünüyorum. fakat bu değişim denilenin basmakalıp devrimciliğin anladığı gibi bir çırpıda cenneti kurmak olmadığını... kabul etmek bir çoklarına zor geliyor. <br />
<br />
dünyayı baştan verili ve insanların üzerinde sonradan değişiklikler yapmaya çalıştıkları bir yer olarak tasavvur edersek işimiz işinden çıkamayabiliriz. ancak dünya dediğimiz soyutlamanın genelliğini bir yana koyarsak, onu hepimiz yapıyoruz, bütünüyle hepimizin yapısı veya inşası olan bir şey dünya. bu bakımdan onu ya verili ilişkileriyle kabul edip yeniden üretiyoruz ya da bunu reddedip onu değiştirecek yeni ilişkiler yaratıyoruz.<br />
<br />
f:<br />
ne basmakalıp bir üst devrimcilik ne de iradesiz bir teslimiyetçilik..<br />
<br />
o:<br />
türker, bize - biz kimsek- boykot kararı verdirmek yerine (ne işe yarayacaksa) , kürtlere neden evet oyu vermemeleri için yazsaymış, daha bir mutlu olurdum.<br />
<br />
k:<br />
ben türker'in &quot;biz&quot;e bir karar &quot;verdirmek&quot; için yazdığına dair herhangi bir emare görmüyorum. türker kendisinin neden evet demeyeceğini ve boykot edeceğini anlatıyor. bu yüzden kendi siyasi tavrını beyan eden yazarı bir siyasi parti kurmayıymış gibi düşünmemekte faide var.<br />
<br />
ben:<br />
<br />
&quot;Aslında dünya hiçbir biçimde insan iradesiyle değiştirilemez. Önemli olan onu anlamaktır.&quot; Derken dünyanın bizim tasavvurumuzun dışında irademizle ve gücümüzle kıyaslanamayacak kadar çok ve çeşitli dinamiklere sahip olduğuna dikkat çekmek...ti. Bu sayede insan iradesiyle dünyayı değiştirmeye kalkışmanın kendisinin total bir dünya tasavvuruna sahip olmayı gerekseyen mekanik ve modernist bir önyargı olduğunun altını çizmekti. Burada önemli olan dünya tasavvurunuzun ne olduğudur. Eğer kendi yaşam alanlarınız sosyal çevreniz sizin dünyanızı oluşturuyorsa bunu kendi gücünüz oranınında değiştirmeye çalışmak son derece doğaldır. Yok eğer dünya tasavvurunuz tüm insanlığı kapsayacak kadar geniş ise o zaman o zaman haddinizi aşıyorsunuz ve başkaları için de iktidar talep ediyorsunuz demektir. Bence dünyayı değiştirme isteği kendi dünyamızla sınırlı kalmalı ötesine dair ise temennilerimiz olmalı. İnsanın sosyal eyleminin çapı kendi sosyal çevresinin çapını aşarsa birey toplumsal siyasal iktidar talep ediyor demektir. Mevcut ikitidar mekanizmalarını ele geçirseniz de sonuçta o iktidarı yendien tesis etmek zorunda kalırsınız. Bütün kurtarıcılar hep kendi çapını aşan işlere önayak oldukları için &quot;büyük&quot; ve &quot;unutulmaz&quot; olmuşlardır. Bu başka bir deyişle sıradan insanlar bu toplumsal alanları boşaltmış olduğu için onlar bu boşaltılan alanlardaki iktidarı üstlenmiş ve bu sayede lider, büyük ve unutulmaz olmuşlardır. <br />
<br />
İnsan iradesi beğenmediği şeyleri değiştirmek ister. Burada önemli olan bu işi yaparken başkalarının iradesi ile ne kadar çatışmaya girdiğiniz taleplerinizin ne kadarının sahici (kendinize ait) ne kadarının siyasal olduğudur. Bu ince çizgi netleştirilmediği takdirde total bir özgürlük talebi basbayağı totalitarizmin özgürlük politikası haline de gelebilir. Burada söylemek istediğim &quot;nasılsa insan iradesiyle dünya değiştirelemez herkes yangelip yatsın ve sisteme teslim olsun&quot; demek değildi.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/65-G%C3%BCncel-Siyaset">Güncel Siyaset</category>
			<dc:creator>amargi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2769-Ehveni%C5%9Fere-tav-olarak-d%C3%BCnya-de%C4%9Fi%C5%9Ftirilemez.</guid>
		</item>
		<item>
			<title>scare tactics</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2768-scare-tactics?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 21:52:11 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bir süredir Dream TV'de bu programı takip ediyorum. 
 
Böyle giderlerse birine kalp krizi falan geçirtip ya da birinin aklını alıp hapse girecekler diye düşünüyorum. ne dersiniz?:laugh:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bir süredir Dream TV'de bu programı takip ediyorum.<br />
<br />
Böyle giderlerse birine kalp krizi falan geçirtip ya da birinin aklını alıp hapse girecekler diye düşünüyorum. ne dersiniz?:laugh:</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/64-Serbest-B%C3%B6lge">Serbest Bölge</category>
			<dc:creator>Yamacıngölgesi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2768-scare-tactics</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ahmaklar Evi</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2767-Ahmaklar-Evi?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 19:48:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Kendi kimliğini devletin resmi yurttaş tanımıyla sınırlayan ya da bu tarnıma kuşku ile yaklaşmak yerine kendisi için yeterli görerek toplumsal örgü içinde bu kimlik ile  varolmayı seçen milyonlarca birey aslında birey olma halini reddetmekte ve soyut bir kavram olan ve toplumu yönetme iddaası taşıyan bir kurum olan devlete biat etmektedirler. Bu tanımı kabul edince bireyi devlet (kamu) nezninde bir nicelik ona bağımlı itaatkar bir nesne olarak tahayyül etmektedirler. Buna göre devletin bekasına ve toplumsal meşruiyet kazanmasına yönelik olarak üretilip dolaşıma sokulmuş "bağımsızlık", "vatan" "ulusal birlik"  "ulusal egemenlik" "ulusal onur" vb. kavramlar iyi yurttaşların kendi kimliğinin köşetaşları haline gelir. Bu sayede iyi ve itaatkar yurttaşlar  
devletin varlığı ve devamı için bireyin hayatının önemsiz olduğunu düşünür yeri ve günü geldiğinde kendilerini de devlete adamaktan çekinmezler. Bu noktada felsefi planda birey olmaktan vazgeçerek yurttaş olmayı seçen kişiler devlete rağmen bir özne olmaktan vazgeçerek devleti içselleştirmiş ve onun gücü karşısında nesneleşmiş olurlar. 
 
Şİmdi bunların Etyen Mahçupyan'ın yazısı ile ne alakası var derseniz, bana bunları düşündürdüğüne göre alakası vardır derim. Bir ara bu konu üzerine daha ayrıntılı yazmak isterim. :) 
 
Aşağıdaki yazıyı devletin resmi ideolojisinden kuşku duyan herkese tavsiye ederim oldukça ufuk açıcı.  
 
******************************************************** 
Ahmaklar evi (1)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kendi kimliğini devletin resmi yurttaş tanımıyla sınırlayan ya da bu tarnıma kuşku ile yaklaşmak yerine kendisi için yeterli görerek toplumsal örgü içinde bu kimlik ile  varolmayı seçen milyonlarca birey aslında birey olma halini reddetmekte ve soyut bir kavram olan ve toplumu yönetme iddaası taşıyan bir kurum olan devlete biat etmektedirler. Bu tanımı kabul edince bireyi devlet (kamu) nezninde bir nicelik ona bağımlı itaatkar bir nesne olarak tahayyül etmektedirler. Buna göre devletin bekasına ve toplumsal meşruiyet kazanmasına yönelik olarak üretilip dolaşıma sokulmuş &quot;bağımsızlık&quot;, &quot;vatan&quot; &quot;ulusal birlik&quot;  &quot;ulusal egemenlik&quot; &quot;ulusal onur&quot; vb. kavramlar iyi yurttaşların kendi kimliğinin köşetaşları haline gelir. Bu sayede iyi ve itaatkar yurttaşlar <br />
devletin varlığı ve devamı için bireyin hayatının önemsiz olduğunu düşünür yeri ve günü geldiğinde kendilerini de devlete adamaktan çekinmezler. Bu noktada felsefi planda birey olmaktan vazgeçerek yurttaş olmayı seçen kişiler devlete rağmen bir özne olmaktan vazgeçerek devleti içselleştirmiş ve onun gücü karşısında nesneleşmiş olurlar.<br />
<br />
Şİmdi bunların Etyen Mahçupyan'ın yazısı ile ne alakası var derseniz, bana bunları düşündürdüğüne göre alakası vardır derim. Bir ara bu konu üzerine daha ayrıntılı yazmak isterim. :)<br />
<br />
Aşağıdaki yazıyı devletin resmi ideolojisinden kuşku duyan herkese tavsiye ederim oldukça ufuk açıcı. <br />
<br />
**************************************************  ******<br />
Ahmaklar evi (1)<br />
<br />
Taraf 25.08.2010<br />
Etyen Mahçupyan<br />
<img src="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/yazarlar/etyen-mahcupyan_3469_b.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br />
Ulus-devletler büyük bir ilerlemenin nişanesi olarak benimsenip hayata geçirildiler. Modern insana uygun bir devlet yapısının bulunduğu, böylece ‘milletlerin’ özgürlük yolunun açıldığı savunuldu. Ayrıca ezelden ebede uzandığı söylenen bu ‘milletlerin’ de nihayet ulus-devlet sayesinde onları koruyup yaşatacak bir yapıya kavuştukları düşünüldü. Ancak ulus-devletlerin ne imparatorluklarla mukayesesi, ne de geleceğin toplumlarını taşıma gücü açısından irdelenmesi bir üstünlükleri olduğunu gösteriyor. Hatta ulus-devlet halinin epeyce bir yoksunluğa tekabül ettiğini söyleyebiliriz. Analize girişmeden önce, sonunda varacağımız noktayı şimdiden söyleyelim: Aslında ‘milletlerin’ varlığına inanmak çağın ürettiği akla uygun bir ahmaklıktan ibaretti. Ulus-devletler ise bu yanılsamadan mustarip halkların ihtiva edildiği birer ‘ahmaklar evi’ oldular...<br />
<br />
Bu cümlelerin bir tesbitten ziyade önyargıya benzediğini haklı olarak öne sürebilirsiniz. Doğrusu bu satırların sahibi olan bana bile öyle gözüküyorlar. Ama adım adım gidelim... İmparatorluklarla ulus-devletler arasında birçok fark bulunabilse de, bu devletlerin mensubu olan insanlar açısından en önemli fark sınırların gördüğü işlevdir. Çünkü diğer farklılıklar yönetimin ve rejimin zihniyetine ilişkin olup, her türlü zihniyeti her iki devlet biçiminde de görmek mümkün. Sınırlara gelirsek, imparatorluklarda devletin coğrafi sınırları muğlâk, geniş, geçirgen ve oynaktı. Oysa ulus-devletlerde sınırlar belirgin, dar, katı ve sabit hale geldiler. İmparatorluklarda sürekli değişim halinde olan, kendi içinde daralıp genişlediği gibi, ileri geri de hareket eden ve tam olarak ‘bilinmesi’ mümkün olmayan sınırlar vardı... Ulus-devletler bunları iyice daraltıp birer çizgiye indirgemekle kalmadı, olabildiğince sabitlediler ve değişmemesi için de insanların geçmesini engelleyen bir tarzda tahkim ettiler.<br />
<br />
Dolayısıyla imparatorluktan ulus-devlete geçiş insanlar için apaçık bir özgürlük kaybıydı. Ancak bunun sadece coğrafi mekân değiştirme özgürlüğü olduğu sanılmamalı... Çünkü sınırların muğlâklığı imparatorlukların sınır bölgelerini yönetirken çok daha esnek ve özgürlükçü olmalarına neden oluyordu. Buralarda merkezî devletler çok daha pazarlıkçı ve hoşgörülüydüler. Öte yandan sınırların oynaklığı bu esnek bakışın ülke topraklarının içine kadar nüfuz etmesine neden olabiliyor ve merkezin tutarlı olma ihtiyacı da söz konusu esnekliğin genel yönetim tavrını etkilemesine yol açabiliyordu. Sonuç, devletle insan toplulukları arasında epeyce belirsizlik ihtiva eden bir ilişkinin olması ve bunun da bir özgürlük imkânı oluşturmasıydı.<br />
<br />
Buna karşılık ulus-devletler kendi insanlarının hareket yeteneğini bilerek ve isteyerek kısıtladılar. Düşünün ki sınırlar dışarıdan gelecek olanları engellemenin ötesinde, kendi insanlarınızın sınır ötesine gitmemesi için kullanımdaydılar. Böylece merkezin gücü ve etkisi ülkenin en ücra köşesine kadar uzandı. Bunun bir tür eşitlikçilik olduğu söylenebilir tabii, ama söz konusu eşitlik devlet karşısındaki mahkûmiyet haline ilişkindi. İnsanlar ‘vatandaş’ olarak yeniden takdis edilirken, devletin kendi üzerlerindeki tartışılmaz hükmi varlığını da baştan onaylamış, onun kurallarına uymayı ve aksi halde cezalandırılmayı da kabullenmiş oluyorlardı.<br />
<br />
Kısacası imparatorluklardan ulus-devletlere geçiş, insanlar için apaçık bir özgürlük kaybıydı. Soru buna niçin razı gelindiği, bu durumun nasıl rasyonalize edildiğidir... Acaba özgürlük kaybı karşılığında ne kazanılmıştır? İlk akla gelen kavram muhtemelen ‘güvenlik’ olacaktır. Ulus-devletlerin ‘milletlerin’ kendilerini güven içinde hissetmelerini sağladığı sıkça tekrarlanır. Ne var ki bu tesbit tümüyle yanlış olup, bilinçli bir yalana dönüşmeye de çok müsaittir. Her şeyden önce imparatorluklarda güvenlik esas olarak bir toplumlar arası denge haline gönderme yapar ve nihayette de asayiş meselesi olarak somutlaşırdı. Düşmanlıklar kategorik değil, konjonktürel, geçici ve değişkendi. Oysa ulus-devletler güvenlik ihtiyacını ‘milletlerle’ ilişkilendirdiler ve tam da bu nedenle güvensiz bir dünya ürettiler. Şimdi etraf kadim düşmanlarla çevriliydi, çünkü ‘hayat’ zaten bir milletler savaşıydı. Bu ortamda dostluk ancak geçici olabilirken, diğer bütün ulus-devletler ezeli ve ebedi bir düşmanlığın taşıyıcılarıydılar. Dolayısıyla ulus-devletler kendilerini sürekli tehdit altında ve tehlikede hissettiler. ‘Milletler’ ulus-devletler sayesinde daha güvenlikli bir dünyada değil, tam aksine çok daha güvensiz bir dünyada yaşamak zorunda kaldılar.<br />
<br />
Böylece yukarıdaki soruya geri dönüyoruz: İmparatorluklardan ulus-devletlere geçerken ödenen özgürlük kaybının karşılığı acaba neydi? Özgürlüksüzlüğün karşılığı olarak bizlere ne sunulmuştu ve biz niçin bu bedeli böylesine hevesle ödedik? Bunun sadece ‘kendimize benzeyenlerle birlikte yaşama’, kendi ‘milletimizle’ birlikte olmaktan ibaret olmadığı belli, çünkü imparatorluklarda da bu koşul önemli çapta karşılanmaktaydı. Görünen ve bizlere de ısrarla öğretilen o ki, özgürlük kaybının karşılığı ‘kendimizi yönetme’ hakkını elde etmemizdi.<br />
<br />
Bunun ne denli gerçekleştiği, kendimizi gerçekten de yönetip yönetmediğimiz, bunun bir yakıştırmadan ibaret olup olmadığı ayrı bir konu... Asıl soru bunun için niçin ulus-devlete ihtiyacımız olduğudur? Yoksa ‘kendi kaderimize sahip çıkmak’ açısından ulus-devlet formatı bir gereklilik mi?<br />
<br />
<br />
<a href="mailto:emahcupyan@gmail.com">emahcupyan@gmail.com</a></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/44-G%C3%BCncel">Güncel</category>
			<dc:creator>amargi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2767-Ahmaklar-Evi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>kişisel gelişim</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2766-ki%C5%9Fisel-geli%C5%9Fim?goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 22:39:01 GMT</pubDate>
			<description>Kişisel gelişim kitaplarına sordum; 
 
Nasıl mutlu olabilirim? 
İstediklerimi nasıl elde edebilirim? 
 
Onlar da kırmadılar cevapladılar; 
 
-Uyanmalısın 
-Öğrenmelisin 
-Duyularını açmalısın</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kişisel gelişim kitaplarına sordum;<br />
<br />
Nasıl mutlu olabilirim?<br />
İstediklerimi nasıl elde edebilirim?<br />
<br />
Onlar da kırmadılar cevapladılar;<br />
<br />
-Uyanmalısın<br />
-Öğrenmelisin<br />
-Duyularını açmalısın<br />
-Gözlemlemelisin<br />
-Herşey sende biter<br />
-Senin düşüncendir gerçek olan<br />
-Önce ne istediğini bilmelisin<br />
-Aruzlarına giden en kestirme yolu çizmelisin<br />
-Elde etmek için denemelisin<br />
-Gerisi kolay s.ktir et <br />
<br />
<br />
Herşey çok mantıklı gelmişti, ta ki onların dedikleri gibi yaşarken bencil ve kendini beğenmiş pisliğin birine dönüştüğümü anlayana kadar....<br />
<br />
artık yeni bir düşünce,  yeni bir bilgiye rastlayamıyorum kişisel gelişim çöplüklerinde... hep aynı terane farklı cümlelerle ortada dönüp duruyor... kimi daha çok para kazanma yollarını hemde hiç utanmadan anlatıyor (para=mutluluk), kimi de içimizde ki tanrılardan bahsediyor... <br />
<br />
dünyayı aslında biz düşünmüşüz de var etmişiz, sonra ona boyun eğmişiz ölümlü olmuşuz... aslında biz birer düşünceden ibaretiz... içinde bulunduğumuz an seçeneklerle doludur aslında ve yaşadığı hayatı herkes kendisi seçmiştir falan filan...  ardından binlerce başarı öyküsü yayınlanmış (şu şahıs böyle para kazanmış, onun bok gibi mal varlığı var vs.)... bazıları başarıya para demiş bazıları da mutluluk, bir diğer kısmıda ikiside lazım bir fark yok demiş.... başarı için, pardon para için, ay amaaan mutluluk için işte, içimizde ki bencil insanı dışarı çıkarmamız gerekiyormuş öncelikle... sadece kendimizi düşünüp bencil arzularımızın peşinde hissiz hayvanlar gibi koşmalıymışız... yalnız kalıp kendimizi keşif yolculuğuna çıkmalıymışız... arada kimsenin götünün yemeyeceği maceralarda yaşamalı bunlardan ders almalıymışız... duyularımızı açmalı (ama şiir yazmak için değil), başkalarının bizi hayattan nasıl saf dışı etmek istediklerini görmeliymişiz.... <br />
<br />
hepimiz kişisel gelişseydik hiçbir sorun kalmazdı, toplumsal gelişmeyede gerek kalmazdı, bencil ipneler gibi yaşar giderdik çok da güzel olurdu.... hiçbirimizin hayatına bir Yaqui kızılderilisi girip bizi eğitmeyeceğine göre kişisel gelişim kitapları şart....</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/16-D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler">Düşünceler</category>
			<dc:creator>tefal</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2766-ki%C5%9Fisel-geli%C5%9Fim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hrant Dink cinayetinin savunulacak yanı var mı?</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2765-Hrant-Dink-cinayetinin-savunulacak-yan%C4%B1-var-m%C4%B1?goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 11:52:19 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin Hrant Dink davaıyla ilgili AİHM’e gönderdiği ve Nazi benzetmeli savunmasın tepkiler *haklı olarak* sürüyor.  Bu nedenle çeşitli kampanyalar düzenlendiği gibi, alternatif savunmalar da yayın ve iletişim organlarında dolaşıyor. Ümit Kıvanç’ın ironik savunması da bunlardan biri. 
 
Ama önce konuyla ilgili bir Milliyet/Bianet haberine bakalım. 
 
*Hrant Dink Davası ve AİHM* 
 
Hrant Dink'in öldürülmesi ve onu izleyen gelişmeler Türk toplumunun boğazına takılmış bir yumruk gibi. AİHM'de yapılan savunmadan duyulan toplumsal rahatsızlığın temelinde de bu var. 
 
Hükümetin savunma yapmaması ya da yaptığı savunmayı geri çekmesi olanağı her zaman var. Ama, bu pratikte hiçbir sonuç doğurmaz. Dava görülmeye devam eder ve karara bağlanır. Kararda, sadece davacının görüşleri esas alınır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türkiye’nin Hrant Dink davaıyla ilgili AİHM’e gönderdiği ve Nazi benzetmeli savunmasın tepkiler <b>haklı olarak</b> sürüyor.  Bu nedenle çeşitli kampanyalar düzenlendiği gibi, alternatif savunmalar da yayın ve iletişim organlarında dolaşıyor. Ümit Kıvanç’ın ironik savunması da bunlardan biri.<br />
<br />
Ama önce konuyla ilgili bir Milliyet/Bianet haberine bakalım.<br />
<br />
<b>Hrant Dink Davası ve AİHM</b><br />
<br />
Hrant Dink'in öldürülmesi ve onu izleyen gelişmeler Türk toplumunun boğazına takılmış bir yumruk gibi. AİHM'de yapılan savunmadan duyulan toplumsal rahatsızlığın temelinde de bu var.<br />
<br />
Hükümetin savunma yapmaması ya da yaptığı savunmayı geri çekmesi olanağı her zaman var. Ama, bu pratikte hiçbir sonuç doğurmaz. Dava görülmeye devam eder ve karara bağlanır. Kararda, sadece davacının görüşleri esas alınır.<br />
<br />
Bu nedenle, savunmanın geri çekilip çekilemeyeceği yanlış bir tartışma. Hükümet savunmadan rahatsız ise tek yanlı bir beyanla Sözleşme'yi ihlal ettiğini kabul ederek davayı sona erdirebilir.<br />
<br />
Hrant Dink ile ilgili olarak AİHM'de iki başvuru var.<br />
<br />
Biri Hrant Dink'in ölümünden önce yaptığı, TCK 301'den mahkûmiyetine ilişkin düşünce özgürlüğü başvurusu. Öteki, Hrant Dink'in ölümünden sonra yakınları tarafından yapılan yaşam hakkı başvurusu.<br />
<br />
AİHM bu iki başvuruyu birleştirmiş.<br />
<br />
Başvurularla ilgili olarak hükümetin verdiği görüşlere baktığımızda, ilk göze çarpan ön itirazlara (davacıların 'mağdur' niteliği taşımadığı, her iki davada da iç yargı yolunun tüketilmediği gibi) çok ağırlık verildiği, bu yoldan davaların reddinin sağlanmaya çalışıldığı.<br />
<br />
Oysa, AİHM'nin hükümetten görüş isterken sorduğu soruların tümü davaların esasına ilişkin. Bu da, AİHM'nin ilk incelemede, davaların kabul edilebilirliği açısından bir sorun görmediğini gösteriyor.<br />
<br />
Birinci başvuruyla ilgili olarak AİHM'nin hükümete sorduğu sorulardan, davayı TCK 301'in AİHM standartlarına uygunluğu ve devletin düşünce özgürlüğünü korumak konusundaki pozitif yükümlülüğü açılarından incelemek istediği ortaya çıkıyor.<br />
<br />
AİHM, TCK 301'in AİHM standartlarına uymadığına karar verirse, Hrant Dink'in ifadesinin içeriğine girmeden ihlal bulacak.<br />
<br />
Hükümetin savunmasında, eski İnsan Hakları Komisyonu'nun Kuhnen / Almanya (1988) kararına gönderme yapması talihsizlik olmuş. İki dava arasında benzerlik yok.<br />
<br />
Kuhnen davasında ırkçılığa dayanan bir nefret söylemi var. Kuhnen, Almanya'da Nazi rejimini yeniden kurmak istiyor. Komisyon, bu davada Kuhnen'in söyleminin, Sözleşme'deki hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik davranışları yasaklayan 17 maddeye aykırı buldu. Arkasından, 17 maddeye aykırı söylemlerin, düşünce özgürlüğüne ilişkin 10 maddenin korumasından yararlanamayacağını belirtti.<br />
<br />
Hrant Dink'in dava konusu olan yazısında, Sözleşme'deki hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik bir yanı yok. Yazının bütünü okununca, halkı tahrik etmek, kamu düzenini bozmak gibi bir sonuç çıkarmak olanaksız.<br />
<br />
AİHM, yazının içeriğine girerse, bu ifadeleri kamuoyunu ilgilendiren bir konudaki 'değer hükmü' olarak nitelemesi ve mahkûmiyet kararının Sözleşme'nin 10 maddesini ihlal ettiği sonucuna varması olasılığı yüksek.<br />
<br />
Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili başvuruda, AİHM'nin inceleme konusu önce, devletin vatandaşlarını, yaşama yönelik tehditlere karşı korumak için gereken önlemleri alma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği olacak.<br />
<br />
Bu yükümlülük, devletin bildiği ya da bilmesi gereken tehditler için söz konusu. AİHM 2. Dairesi'nin olayı özetleyen raporunu okuduğunuzda, ilgili makamların Hrant Dink'e suikast yapılacağını bildiklerini, ancak önlem almadıklarını açıkca görüyorsunuz. Örneğin, Hrant Dink'in öldürüleceği, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bildirilmiş olmasına karşın hiçbir koruma önlemi alınmamış.<br />
<br />
AİHM'in inceleyeceği ikinci konu, suikastten sonra etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediği. AİHM'in olayı özetleyen raporu soruşturmada büyük boşluklar olduğunu gösteriyor. AİHM, yaşam hakkı ile ilgili davalarda, etkili bir soruşturma yapılmamışsa, iç yargı yolunun tüketilmesi gerekmediği görüşünde. Soruşturmanın yetersizliğinin yargılamayı da etkilemesi kaçınılmaz.<br />
<br />
Bu veriler çerçevesinde, AİHM'nin yaşam hakkına ilişkin 2 maddenin de ihlal edildiği sonucuna ulaşması beklenebilir.<br />
<br />
AİHM'deki davalar, Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali olanlar üstündeki koruma perdesinin kalkmasına ve hepsinden önemlisi bir toplumsal muhasebe yapmamıza yol açarsa, gerçek amacına ulaşmış olacak. <br />
<br />
Eski AİHM yargıcı <i><b>Rıza Türmen<br />
</b></i></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/65-G%C3%BCncel-Siyaset">Güncel Siyaset</category>
			<dc:creator>asya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2765-Hrant-Dink-cinayetinin-savunulacak-yan%C4%B1-var-m%C4%B1</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Makale: SÜRGÜNDEN NOTLAR - İVO ANDRİÇ</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2764-Makale-S%C3%9CRG%C3%9CNDEN-NOTLAR-%C4%B0VO-ANDR%C4%B0%C3%87?goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 13:40:06 GMT</pubDate>
			<description>You can view the page at http://hemzemin.net/content/157-SURGUNDEN-NOTLAR-IVO-ANDRIC</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>You can view the page at <a href="http://hemzemin.net/content/157-SURGUNDEN-NOTLAR-IVO-ANDRIC" target="_blank">http://hemzemin.net/content/157-SURG...LAR-IVO-ANDRIC</a></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/119-Kapak-Konular%C4%B1">Kapak Konuları</category>
			<dc:creator>kiya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2764-Makale-S%C3%9CRG%C3%9CNDEN-NOTLAR-%C4%B0VO-ANDR%C4%B0%C3%87</guid>
		</item>
		<item>
			<title>oh be! yağmur geliyormuş, poyraz da esecekmiş :)</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2761-oh-be%21-ya%C4%9Fmur-geliyormu%C5%9F-poyraz-da-esecekmi%C5%9F-%29?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 12:23:54 GMT</pubDate>
			<description>BİR türlü ardı arkası kesilmeyen sıcak ve nemli havalarla boğuşan İstanbullular’a müjde gibi meteorolojik tahmin. Hafta sonu sıcaklıkların hissedilir derecede düşmesi, Cumartesi günü öğle saatlerinde Silivri ve Çatalca gibi uzak ilçelerde görülecek yağışın, Pazar günü İstanbul’un hem Anadolu ve hem de Rumeli yakasında etkili olması bekleniyor. Sıcak ve nemli havalarda İstanbullular’ın imdadına yetişen kuzey rüzgarlarının hafta sonu da etkili olması bekleniyor. Cumartesi günü öğleden sonra özellikle Karadeniz ve Marmara Denizinin güneyinde çok etkili olması beklenen poyraz rüzgarının zaman zaman 6 hatta 7 şiddetinde esmesi, yani hızının 50 km’nin üzerine çıkması tahmin ediliyor.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>BİR türlü ardı arkası kesilmeyen sıcak ve nemli havalarla boğuşan İstanbullular’a müjde gibi meteorolojik tahmin. Hafta sonu sıcaklıkların hissedilir derecede düşmesi, Cumartesi günü öğle saatlerinde Silivri ve Çatalca gibi uzak ilçelerde görülecek yağışın, Pazar günü İstanbul’un hem Anadolu ve hem de Rumeli yakasında etkili olması bekleniyor. Sıcak ve nemli havalarda İstanbullular’ın imdadına yetişen kuzey rüzgarlarının hafta sonu da etkili olması bekleniyor. Cumartesi günü öğleden sonra özellikle Karadeniz ve Marmara Denizinin güneyinde çok etkili olması beklenen poyraz rüzgarının zaman zaman 6 hatta 7 şiddetinde esmesi, yani hızının 50 km’nin üzerine çıkması tahmin ediliyor.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/44-G%C3%BCncel">Güncel</category>
			<dc:creator>kiya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2761-oh-be%21-ya%C4%9Fmur-geliyormu%C5%9F-poyraz-da-esecekmi%C5%9F-%29</guid>
		</item>
		<item>
			<title>‘ABD’deki en büyük okul zinciri Gülen’e ait’</title>
			<link>http://hemzemin.net/threads/2760-%E2%80%98ABD%E2%80%99deki-en-b%C3%BCy%C3%BCk-okul-zinciri-G%C3%BClen%E2%80%99e-ait%E2%80%99?goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 12:22:17 GMT</pubDate>
			<description>ABD’de 25 eyalette Fethullah Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu düşünülen en az bir okulun faaliyet gösterdiği belirtildi. 35 bin öğrencinin okuduğu okullar ülkenin en büyük eğitim zinciri. 
 
ABD’de yayımlanan USA Today gazetesinini haberine göre ülkenin yarısındaki eyaletlerde Gülen hareketine bağlı en az bir okul faaliyet gösteriyor. Son 10 yılda giderek sayısını arttıran okulların başarı grafiğinin de yüksek olduğu vurgulandı. 
 
Türkiye’den binlerce eğitimcinin ABD’ye bu okullar aracılığıyla ‘ithal’ edildiği belirtilirken, toplamda 35 bin öğrencinin okuduğu okulların ülkenin en büyük eğitim zinciri olduğu ifade edildi. 
 
Yazıda Fethullah Gülen’in 60 yaşlarının sonlarında olduğu ve Pennsylvania’da sürgün hayatı yaşadığı anlatılırken, okullarda İslam eğitimi verildiğine dair en ufak bir kanıt olmadığı da söylendi. 
 
Gazete Fethullah Gülen ile okullar hakkında e-mail aracılığıyla bir de röportaja da yer verildi. Gülen, bir “Gülen Hareketi”nin varlığını reddetti. Kendisinden ilham alan kişilerin oluşturduğu bir “gönüllerin hareketi”nin var olduğunu kendisinin de bunun bir üyesi olduğunu söyledi.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>ABD’de 25 eyalette Fethullah Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu düşünülen en az bir okulun faaliyet gösterdiği belirtildi. 35 bin öğrencinin okuduğu okullar ülkenin en büyük eğitim zinciri.<br />
<br />
ABD’de yayımlanan USA Today gazetesinini haberine göre ülkenin yarısındaki eyaletlerde Gülen hareketine bağlı en az bir okul faaliyet gösteriyor. Son 10 yılda giderek sayısını arttıran okulların başarı grafiğinin de yüksek olduğu vurgulandı.<br />
<br />
Türkiye’den binlerce eğitimcinin ABD’ye bu okullar aracılığıyla ‘ithal’ edildiği belirtilirken, toplamda 35 bin öğrencinin okuduğu okulların ülkenin en büyük eğitim zinciri olduğu ifade edildi.<br />
<br />
Yazıda Fethullah Gülen’in 60 yaşlarının sonlarında olduğu ve Pennsylvania’da sürgün hayatı yaşadığı anlatılırken, okullarda İslam eğitimi verildiğine dair en ufak bir kanıt olmadığı da söylendi.<br />
<br />
Gazete Fethullah Gülen ile okullar hakkında e-mail aracılığıyla bir de röportaja da yer verildi. Gülen, bir “Gülen Hareketi”nin varlığını reddetti. Kendisinden ilham alan kişilerin oluşturduğu bir “gönüllerin hareketi”nin var olduğunu kendisinin de bunun bir üyesi olduğunu söyledi.<br />
<br />
Greg Toppo’nun sorularına cevap veren Gülen okullarla kendisi arasında bir bağ olduğunu reddederek, “Benim insanlık, barış, karşılıklı saygı, bir arada var olma kültürü ve insanlık değerlerini canlı tutma fikirlerimi dinleyen ya da okuyan ve değişik nedenlerle ABD’ye gelerek burada özel ve devlet okullarında çalışan bazı eğitimciler olabilir. Basından öğrendiğim kadarıyla böyle insanlar var. ABD’deki bu eğitimcilerin sayısı hakkında fikrim yok.<br />
<br />
Onlarla olan ilişkim, bir ABD üniversitesinde çalışan ve bir şekilde benim fikirlerime değer veren herhangi bir akademisyen ile olan ilişkimden farklı değil. Bunlar benim tanımadığım kişilerdir, yine de kitaplarım ve konuşmalarıma yakınlık duyabilir ve bunlardan faydanlandıklarını düşünebilirler” yanıtını verdi.<br />
<br />
Okullar hakkında bilgisi olmadığını da anlatan Fethullah Gülen, “Sözü geçen okullar hakkında ve bu okulların akademik başarısı konusunda kesin bilgiye sahip değilim. Eğer insanların mutluluğu, sevgi, sosyal barış ve ahenge katkıda bulunabiliyorlasa o zaman bunu alkışlarım. Eğitim alanında olsun ya da diğer insan emeği alanlarında olsun paylaşılan insanlık değerlerine kaktıda bulunan her türlü etkinliğin başarılı olmasını dilerim.<br />
<br />
Etnik ve dini alt yapılar arasında hiç ayrım gözetmiyorum. Bu benim insanlığımın sonucu. Uzun yıllardır, insanlığın yüzleştiği sosyal meseleler hakkındaki fikir ve düşüncelerimi ifade ediyorum. Birçok kişi konuşmalarımı dinledi ve çalışmalarımı okudu. Bu çalışmalara ve konuşmalara yakın olan ve aynı fikir ve düşünceleri paylaşan kişiler ve onların çalıştığı kuruluşların benimle bağlantılı olarak görülmesini onaylamıyorum” dedi.<br />
<br />
Yazıda Gülen’in Doğu ile Batı arasında daha fazla diyalog kurulması için çalışan bir kişi olduğu belirtildi. Ayrıca Türkiye’de ordu ve hükümetteki AK Parti’den sonra Gülen hareketinin üçüncü güç olduğu yazıldı.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://hemzemin.net/forums/44-G%C3%BCncel">Güncel</category>
			<dc:creator>kiya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://hemzemin.net/threads/2760-%E2%80%98ABD%E2%80%99deki-en-b%C3%BCy%C3%BCk-okul-zinciri-G%C3%BClen%E2%80%99e-ait%E2%80%99</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
